28 Şubat 2015 Cumartesi

"KIŞ UYKUSU"NUN EKSİĞİ

KIŞ UYKUSU'NUN EKSİĞİ

Yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan'ın yaptığı; başrollerinde Haluk Bilginer ve Melisa Sözen'in oynadığı Kış Uykusu'nda kendimce eksik bulduğum şey: Çiftin ilişkilerinin cinsellik boyutu... Bir kadın ve erkeğin ilişkilerini, duygularını mikroskop altına yatırırken onların birbirlerine karşı cinsel açıdan yaklaşımlarının analiz edilmemesi bana eksik geldi.

İlişkilerinde; birbirlerine duydukları arzuların ve bu konudaki sıkıntılarının yaşamlarına, kendilerine ve ilişkilerine olan etkilerinin incelenme fırsatının tepildiğini, ilişkilerinin bu boyutunun yok sayıldığını hissettim. Sanki karakterler cinsel açıdan da "kıştalar".

Film boyunca -cinselliği bir yana bırakın- Aydın ve Nihal'in birbirlerine fiziksel olarak dokundukları tek bir sahne yok.

Duygusal olarak birbirlerinden uzaklaştıkları, farklı odalarda kendilerine farklı dünyalar kurdukları ortada; ancak en azından eşiyle iletişim kurma çabası içinde olan Aydın karakterinin bu husustaki his, arzu ve isteklerini ona göstermeye, hissettirmeye çalışabileceğini düşünüyordum.

Mesela, Aydın'ın Nihal'e duygusal açıdan yakınlaşmak için giriştiği her denemesinde reddedilip geri postalandığı gibi, cinsel açıdan da reddedildiği bir sahne olabilirdi. Ya da toplantıda Nihal'in, Aydın'a hiç dokunmazken, Levent'e kısa bir anlığına dokunması ve bunu Aydın'ın görmesi... Bu davranış Aydın'ın, kendinden daha genç ve kendine rakip gördüğünü düşündüğüm, Levent'i daha da kıskanmasını ve filmin sonlarına doğru karşı karşıya geldikleri sahnenin daha da gerilimli olmasını sağlayabilirdi diye düşünüyorum.

Ancak belirtmeliyim ki, bir filmin ve onun karakterlerinin üzerine düşünüyor, kendi kafamda o filme ilâve sahneler yazıyorsam izlediğim film bana göre iyi bir film demektir.

26 Şubat 2015 Perşembe

CALIGULA - (1979)

CALIGULA (Caligola)


Tarihsel açıdan karakteri tartışmalı olan Roma sezarı Caligula'nın hayatını daha çok tarihçi Suetonius yazdıklarına göre ele alan filmin yapımcıları hikâyeyi tiyatral ve bir fantazi olarak peliküle aktarmışlar.

Yetişkin dergisi Penthouse'un sahibi Bob Guccione'nin yapımcılığını yaptığı filmin senaryosunu Gore Vidal yazmış.

Başrollerde Malcolm McDowell, Terasa Ann Savoy, Peter O'Toole, Helen Mirren, John Gielgud ve John Steiner var.

Oyuncular filmin dizaynına ve abartısına uygun abartılı performanslar sergiliyorlar. Bazı sahnelerde isimlerine yakışan etkili performanslar sergileseler de bu filmin geneline yayılmıyor. Ancak şartlara göre ellerinden geleni yaptıklarını söyleyebilirim.

Yönetmen koltuğunda ise Tinto Brass var. Tinto Brass Gore Vidal'ın senaryosunda bir hayli değişiklik yapınca, Gore Vidal ismini senarist olarak jenerikten çıkarttırmış ve jeneriğe sadece "Gore Vidal'ın orjinal senaryosundan uyarlanmıştır" yazılmış.

Tinto Brass filmin ana çekimlerini tamamladıktan sonra filmin prodüktörü olan Bob Guccione Amerika'dan filmde figüran olarak oynatmak için getirdiği penthouse modellerini oynattığı hardcore seks sahneleri çekip bu sahneleri kurguda filme yerleştirince ve Tinto Brass'ın da kurguya karışmasına izin vermeyince bu sefer de Tinto Brass ismini filmden çıkarttırmış.

Tinto Brass filmin yapımını "ego savaşları" olarak tanımlıyor. Bu olayların ardından açılan onlarca davadan sonra filmin jeneriğine Tinto Brass'ın ismi "filmin ana çekimlerini yapan yönetmen" titresi altında yazılmış (principal photography directed by...).

Bu ekleme sahnelerden ötürü, başta güç çılgınlığına kapılan bir imparatorun hikâyesini anlatan tarihsel bir epik olarak tasarlanan film, softcore ile hardcore porno arasında hızla gidip-geliyor. Ancak dikkatli izlerseniz iki farklı stilin, yaklaşımın izini filmde görebilir ve ayırabilirsiniz. Özellikle başroldeki oyuncuların olmadığı planlar ve yakın ara çekimlerde. Filmin 156 dakikalık versiyonu birçok epik orji sahneleri, cinsel işkence, sadizm, ensest, tecavüz vb. sahneler barındırıyor. Kesinlikle herkes için bir film değil Caligula!

Ancak filmin sanat yönetiminin hakkını vermek gerek, gerçekten çok başarılı. Setler, kostümler, proplar hepsi çok yaratıcı ve göz alıcı. Filmin prodüksiyon tasarımını daha önce Fellini'nin Kazanova ve Franco Zeffirelli'nin Romeo ve Juliet adlı filmleriyle Oscar alan Danilo Donati yapmış.

Bu arada Malcolm McDowell A Clockwork Orange'dan sonra yine penis heykellerinden kurtulamamış:) Filmde Malcolm McDowell'in güç dansı sahnesi, Caesonia (Helen Mirren)'in hamileyken ki dansı ve isis hamamı sahneleri akılda kalıcı. Hamam sahnesini akılda kalıcı yapan en önemli faktörlerden birinin Bruno Nicolai'nin müziği olduğunu söyleyebilirim.

Film zamanın en pahalı bağımsız filmi. Özellikle de X (+18) kategorisinde olan bir filme göre... Birçok ülkede yasaklanmasına ve protesto edilmesine rağmen gişede kârlı bir proje olmuş. Eleştirilerin çoğunluğu ise olumsuz. Ama yinede film yıllar içinde kült film seviyesine yükselmeyi başarmış. Yapım hikâyesiyle olsun, ilkleriyle olsun sinema tarihinde farklı bir yeri var filmin. Ancak film kesinlikle Oshima'nın "In the Realm of the Senses" filmiyle aynı ayarda değil. Bunu söylüyorum çünkü bazı eleştirilerde bu iki filmin yapım tarihleri yakın olduğu için ve ikisi de pornografik seks sahneleri içerdiklerinden ötürü birbirleriyle kıyaslanıyor olmalarıdır. Oshima'nın filminin daha üst seviyede bir film olduğunu düşünüyorum.

Filmin yeniden yapımı üzerine (Versace'nin ürünlerini tanıtmak için dolaylı bir reklam) Helen Mirren'in de dahil olduğu birçok yıldız oyuncuyla sahte bir fragman çekilmiş. Filmi izleyenler eğlenceli bulabilir.
youtube video

Dünyanın birçok ülkesinde hâlâ yasaklı olan filmin Türkiye'de de DVD ya da Blu-ray baskısı yok. İzlemek isterseniz ancak yurt dışından ya da başka yollardan bulup filmi izleyebilirsiniz. Ben filmi İngiltere'de Arrow Video'dan çıkan blu-ray baskısından izledim. Bu baskıda filmin 156 dakikalık sansürsüz versiyonu, 47 dakikalık son kurgudan çıkartılmış sahneler, yapım belgeselleri, röportajlar, fragmanlar da mevcut. Ancak hiçbir dilde altyazı seçeneği yok.

imdb


19 Şubat 2015 Perşembe

FREAKS - (1932)

FREAKS

Uzun zaman Lon Chaney'le birlikte çalışmış ve Dracula gibi bir klasiği yönetmiş olan Tod Browning'in yönettiği korku-dram türündeki film, sinema tarihinin tartışmalı filmlerinden biri.

Başrollerde Harry Earls, Daisy Earls, Olga Baclanova, Leila Hyams var.

Filmin senaryosu Tod Robins'in "Spurs" adlı kısa öyküsüne dayanıyor. Yine aynı yazarın bir romanından uyarlanan The Unholy Three'den sonra Harry Earls (o filmde başrollerdeydi) tarafından Tod Browning'in ilgisine sunulmuş.

Sirkin "normal" trapezci güzeli Cleopatra ona sırılsıklam aşık olan cüce Hans'la çaktırmadan dalgasını geçmektedir. Ancak Hans'a büyük bir miras kaldığını duyunca parayı elde etmek için onunla evlenir ve Hans'ı zehirleme planları yapmaya başlar. Bunu keşfeden Hans ve "ucube" olarak adlandırılan arkadaşları Cleopatra ve ortağı "Herkül"den intikamlarını alırlar.

Film günümüz izleyicisini hiç korkutmayabilir ancak 1932'de bir hayli ürkütücü bulunmuş. Filmin ön gösteriminde bir kadının çığlık atarak salondan çıktığı ya da bir kadının filmden ötürü düşük yapıp stüdyoyu dava ettiği gibi şeyler söyleniyor. Ancak bunların reklam amaçlı olması da muhtemel. Ama stüdyo gelen tepkilerden ötürü 90 dakikalık filmi biçerek geriye neredeyse 60 dakikalık bir film bırakmış. Kesilip çıkartılmış sahneler günümüzde artık kayıp olarak kabul ediliyor.

Film hakkında yapılan tartışmaların çoğunluğunun kaynağını daha çok filmin gösterime çıktığı 1932'de bazı insanların ve grupların; filmin fiziksel deformasyona sahip olan kişilere karşı toplumda bir korku, ön yargı, mesafe vs. oluşturması gibi iddialarından, eleştirilerinden kaynaklanıyor. Ancak insanların filme olan olumsuz bakış açıları 60'lı yıllardan itibaren bir hayli değişmeye başlamış. 1962'de Cannes Film Festivalinde film yeniden gösterildiğinde hem eleştirmenlerden hem de seyircilerden övgüler almış.

Ben de şahsi olarak filmi hiç olumsuz bulmadım ya da bir sömürü filmi olarak görmedim. Tabii bakış açısına göre filmin birçok okuması yapılabilir.

Film maalesef, bir zamanlar kendisi de bir sirkte çalışmış olan, Tod Browning'in kariyerinin yavaşça solmasının nedenleri arasında yerini almış (alkolizm ve kişisel problemlerin yanı sıra). Bu filmin ardından sadece dört film daha yönettikten sonra Tod Browning yönetmenlik kariyerini bitirmiş.

Bu arada filmin zamanında Türkiye dahil pek çok ülkede gösteriminin yasaklandığını da belirtelim.

Filmin dvd'sini Türkiye'de bulamadım, internet sitelerinde tükendiği/stokta olmadığı yazıyor. Filmi Warner Bros.'tan çıkan İngiltere baskısından izledim. Diskte film hakkında hayli doyurucu bir belgesel ve filmin alternatif sonları da bulunuyor. Ayrıca Türkçe altyazı seçeneği de mevcut.

imdb

horror_film_history (ingilizce)


1 Ocak 2015 Perşembe

A REPORT ON THE PARTY AND THE GUESTS - (O slavnosti a hostech) - 1966

"Parti ve Konuklar Hakkında Bir Rapor"


Jan Nemeck'in yönettiği bu film Çek Yeni Dalga Akımı'nın en önemli filmlerinden biri. Ancak ironik olarak zamanın Çekoslovak devlet yönetimi tarafından "... film cumhuriyetimiz, sosyalizm ve kominizm'in idealleriyle bağdaşmamaktadır." resmi açıklamasıyla "sonsuza kadar yasaklanmıştır" (forever banned) denilerek Çekoslovakya'da gösterime çıkmasına izin verilmemiştir. Ancak film New York Film Festivalinde gösterildikten sonra uluslararası bir başarı kazanmıştır.

Bu sürrealist masalda bir piknikte bir araya gelmiş insanların karşısına aniden çıkan gizemli otoriter kişiler, pikniğin misafirlerinin eğlencesini bozarak onlara neredeyse bir politik hiyerarşi dersi verirler. Korku, baskı, totalitarizm, özgürlük, özgür irade ve itaat üzerine alegorik bir ders...

Filmin yer yer tuhaf, korkutucu ve rahatsız edici bir havası var. Bazı sahnelerde filmin Michael Haneke'nin "Funny Games"ine dönüşeceğini sanmadım değil...

Bazı eleştirmenlere göre film kısaca "insanların, halkların manipüle edilmeye ve kontrol altında kalmaya/tutulmaya olan isteklerini ortaya koyuyor". İnsanların sorgulamaktan uzaklaşıp itaat etmeye ve bir yöneticiye bağlanarak sorumluluktan kaçmanın verdiği rahatlığı yaşamaya olan isteklerini irdeleyen bir film.

Jan Nameck filmde profesyonel oyuncuları kullanmamış bunun yerine çeşitli meslek erbabından tanıdığı kişilere rol vermiş. Özellikle gerçek hayatta bir besteci olan Jan Klusak rolünde (Rudolf) gayet başarılı ve akılda kalıcı bir performans sergiliyor. Ayrıca otoriteden kaçan Manzel rolündeki Evald Schorm (yönetmen) ve otoriteye (başta) isyan eden sinirli Karel karakterini canlandıran Karel Mares (besteci) de rollerinde gayet iyiler.

Filmin DVD'sini Criterion Collection'dan çıkan "Eclipse Series 32: Pearls of the New Czech New Wave" adlı sette bulabilirsiniz.

15 Aralık 2014 Pazartesi

HIGH AND LOW (Tengoku To Jigoku) - 1963

HIGH AND LOW

(sürpriz bozan/spoiler içerir!)

Akira Kurosawa'nın yönettiği filmin başrollerinde Toshiro Mifune ve Tatsuya Nakadai var. Suç-drama türündeki filmin yapım yılı 1963.

Akira Kurosawa'nın edebiyata ve özellikle de Dostoyevski, Shakespeare ve Gorky'nin eserlerine hayranlığı belirtmiştir. Bunun doğal bir yansıması olarak  Dostoyevski'den "Idiot" (Budala), Shakespeare'den "Thrones of Blood" (Macbeth), Gorky'den de "The Lower Depths" adlı eserleri sinemaya uyarlamış ve yönetmişti.

Bu sefer Ed McBain'nin detektif romanı "King's Ransom" uyarlamış. Pek sadık kalmadığı söylense de (kitabı okumadım) filmin sadece genel çerçeveyi romandan aldığı belirtiliyor. Kurosawa hikâyeyi (daha öncekilerde olduğu gibi) kendi vurgulamak istediklerine, sinematik ihtiyaçlarına ve zamanın Japonya'sına göre değiştirmiş. Filmde Dostoyevski'nin ve Shakespeare'in temaları hissedilir ölçüde.

Filmin kısaca öyküsü: Kingo Gondo (Mifune) Ulusal Ayakkabı Şirketi'nin üst düzey yöneticilerindendir. Şirketinin gidişatı beğenmediğinden gizlice şirket hisseleri alarak şirketin kontrolünü ele geçirmeyi planlamaktadır. Güçlü, sert ve mücadeleci bir adamdır.

Gondo'nun oğlu ve şoförünün oğlu birlikte şerif-kovboy oyunu oynamakta ve sırayla kıyafetleri değiştirmektedirler. Çocuklar bir süreliğine ortadan kaybolur. Bu sırada bir telefon gelir, arayan kişi Gondo'ya oğlunu kaçırdığını ve ondan istediği fidyeyi ödemesini ister. Gondo kabul eder. Ama bu sırada Gondo'nun oğlu odaya girer. Anlaşılır ki fidyeci yanlış çocuğu kaçırmıştır. Ama yine de Gondo'dan fidyeyi ödemesine aksi takdirde çocuğu öldüreceğini söyler. Gondo tüm parasını şirket hisseleri için depozito ettirdiğinden aslında tek kuruşu yoktur. Borç alıp öderse elinde her şeyi yitirerek, batacaktır. Bu yüzden parayı ödemeyeceğini söyler. Ancak daha sonra bu kararının üzerine yüklediği ahlaki baskının altında ezilerek vazgeçer ve parayı ödemeyi kabul eder. Polisler de çocuğu kurtardıktan sonra parayı bulup ona geri getirmek üzere söz verirler.

Para bir trenden atılarak fidyecilere verilir ve şoförün oğlu sağ salim eve geri döner. Ve ilk kısım biter.

Filmin ikinci kısmı neredeyse belgesel tarzı bir yaklaşımla polis soruşturmasını ve prosedürünü ortaya seriyor. Şef Detektif Tokura'nın (Nakadai) liderliğinde yapılan uzun soruşturma ve takipler sonucunda fidyeci yakalanır. Ve idam edilmeden önce Gondo ile yüzleşir.

Finalde, Gondo (Mifune) ve çocuğu kaçıran katil olan Takeuchi (Yamazaki) konuşmalarında Dostoyevski etkisi bariz. İyi yazılmış diyaloglar ve performanslar eşliğinde sağlam bir final izliyoruz.

Filmin çekildiği yıllarda Japonya'da çocuklara karşı işlenen suçların cezaların azlığından toplumun şikayetçi olduğu ve bu konuda tartışmaların sürdüğü bir zaman olduğunun altını çizmek gerekir. Kurosawa bu sosyal konuya filmin alt metninde yer verdiği görülmektedir.

Ayrıca savaş sonrası Amerikan kontrolündeki Japonya'nın üzerindeki batı kültürü etkisinin bir hayli fazla olduğunu görüyoruz. Gondo'nun evi tamamen batılı tarzda döşenmiş olması, birkaç sahnede kimono giymiş kadınlar hariç filmin genelinde herkes batılı kıyafetler içinde olması vs...

Kurosawa'nın eroin bağımlılarını yaşadığı yerde geçen sahnesi ve zamanına göre gerçekçiliği övgüye değer.

Kurosawa yine atmosfer katmak için oyuncularında yaz ve terleme etkilerini gösteriyor. Bir nevi Kurosawa'nın imzalarından. Terleme, sıcak ve oyuncuların ilginç fiziksel jestleri bir çok Kurosawa filminde görebilirsiniz. Bu filmde özellikle ikinci kısımda polis merkezinde polislerin rapor verdiği sahnede sürekli terleyen polisler, terli gömlekler, mendillerle yüzlerini silen polisler, yelpazeler, çalışan vantilatörler... Kurosawa bu tür sahneleri genelde soğuk zamanlarda çektiğini, çünkü oyuncuların sıcakta sıcağa daha az fiziksel tepkiler verdiğini söylüyor.

Filmin çerçevesi yani çekim formatı geniş ekran 2.35:1. Bu formatta Kurosawa usta işi kompozisyonlar sergiliyor. İnce planlanmış, hayli kareografik sahneler ve oyuncuların performanslarıyla filmin sahneleri sinema dersi niteliğinde. Mesela kesintisiz olarak beş dakika süren ve Mifune'nin karakteri Gondo'nun fidye çantalarına gizli "pembe" boya tuzaklarını yerleştirmeye başlamasıyla biten sahne gibi...



"Pembe boya" demişken, başka bir anekdot olarak: çocuğu kaçıran Takeuchi bu çantalardan kurtulmak isteyip bir çöp yakım merkezine bırakır. Bu merkez Gondo'nun evinden görünmektedir. Çantalar yanarken pembe duman yükselir. Böylece Gondo ve polisler dumanı görür. Siyah-Beyaz olan filmde pembe dumanlar negatif üzerinde el işiyle boyanarak elde edilmiş. Benzer uygulamayı 1946'da "Spellbound" adlı filminde Alfred Hitchcock yapmıştı. Finaldeki tabancayla intihar sahnesinde seyirciye(ekrana) doğru sıçrayan kan damlalarını kırmızıya boyatmıştı:)

Filmin geneli geniş açı lensle çekilmiş ve çoğunlukla deep focus hakim. Kurosawa genelde tele lensleri sevse de bu filmde kullanımları daha az. Kurosawa genelde iki kamera kullandığını, bazı durumlarda ise üçe çıktığını belirtiyor. Ancak bu filmde paranın trenden atıldığı sahnede -- tekrar yapamayacağı için -- eş zamanlı olarak dokuz kamera çalışmış.

Ayrıca film incelikli bir ses çalışmasına sahip. Özellikle ses kurgusu zamanına göre gayet başarılı ve hikayeye hizmet ediyor.

Filmin orjinal Japon ismi "Cennet ve Cehennem" anlamında. Uluslararası isim olarak başta "Heaven and Hell" kullanılsa da daha sonra İngilizce ismi "High and Low" olarak değiştirilmiş.

Filmin Criterion Collection'dan çıkan DVD/Blu-ray seti bir hayli doyurucu. İyi bir görüntü-ses transferinin yanı sıra yapım belgeselleri, röportajlar, film fragmanı ve sinefilleri tıka basa bilgiyle doyuran Akira Kurosawa uzmanı Stephen Price'ın film eşliğindeki yorumları paha biçilmez. Ayrıca sette bulunan 36 sayfalık kitapçıkta film eleştirmeni Geoffrey O'Brien'ın makalesi ve Donald Richie'nin 1963'de sette Kurosawa ile yaptığı röportaj bulunuyor. Set R1/RA bölge kilitli. Sadece İngilizce alt yazı var. Yorumlarda alt yazı yok.

imdb

1 Aralık 2014 Pazartesi

SORRY, WRONG NUMBER - (1948)

SORRY, WRONG NUMBER


(sürpriz bozan/spoiler içerir!)

Yönetmenliğini Anatole Litvak'ın yaptığı noir-gerilim türündeki filmin baş rollerinde Barbara Stanwyck ve Burt Lancaster var. Lucille Fletcher'ın aynı adlı radyo oyunundan uyarlanan filmin yapım tarihi 1948.

Zengin bir iş adamının şımarık ve her istediğini elde etmeye alışık olan kızı Leona Stevenson bir çeşit kalp rahatsızlığından ötürü yatalaktır. Bu hâlinde en yakın arkadaşı yanı başında duran telefonudur. Evde yalnız olduğu bir gece eşini arar, operatör eşini bağlarken hatlar karışır(!) ve iki katilin aralarındaki konuşmalara kulak misafiri olur. Adamların arasında geçen bu konuşmadan: O gece 11:15'de bir kadının öldürüleceğini ve müşterilerinin bu olaya soygun süsü verilmesini istediğini söylerler. Ardından hat kesilir.

Bunları duyan Leona çeşitli yerlere telefon açarak derdini anlatmaya çalışır. Ama verdiği bilgiler polise ve aradığı diğer kişilere yetersiz geldiğinden bir sonuç elde edemez. Aynı zamanda kocası Henry'ye (Burt Lancaster) de ulaşmaya çalışmakta ama bir türlü başarılı olamamaktadır. O gece aradığı insanlarla yaptığı konuşmalara eşlik eden flashback'ler sayesinde Leona ve Henry'nin geçmişine tanıklık ederiz. Aynı zamanda geçmişlerinin onları bugünkü bulundukları noktaya nasıl getirdiğini de...

Leona konuştuğu kişilerden öğrendikleriyle ve aldığı ipuçlarıyla kocasının bilmediği yüzlerini keşfedecek ve bir yandan da koskoca New York şehrinde saat 11:15'de öldürülecek kadını kurtarmak için tek başına çabalayacaktır.

Barbara Stanwyck, Leona rolündeki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ına aday gösterilmiş.

Film, yönetmen Anatole Litvak'ın en iyi filmlerinden biri olduğu gibi 1940'lı yılların noir filmlerinin de en iyi örneklerinden biri.

Ayrıca Sol Polito'nun sinematografisi ve Franz Waxman'ın müzikleri bu noir filme çok şey katıyor.

İlgilisine...


imdb

4 Kasım 2014 Salı

ACE IN THE HOLE - (1951)

"ACE IN THE HOLE"

(sürpriz bozan/spoiler içerir!)

Yönetmenliğini Billy Wilder'ın yaptığı 1951 yapımı filmin başrollerinde Kirk Douglas ve Jan Sterling var. Drama ve film noir türünde olan film gayet sağlam bir medya, insan doğası ve kapitalizm eleştirisi yapıyor.

Başta Kirk Douglas olmak üzere tüm oyuncular derinlikli performanslar sergiliyorlar. Kanımca Kirk Douglas'ın en iyi performanslarından bir tanesi.

New York'taki gazetelerden kişisel kusurlarından dolayı başarılı olamayıp kovulan hırslı ve bencil gazeteci Chuck Tatum (Kirk Douglas) kendini New Mexico'da küçük bir kasabada bulur. Buradaki yerel gazetede kendine bir iş bulur. Bu küçük kasabada geçirdiği bir yılın ardından Chuck mutsuzdur. Çünkü ilgisini çekecek ya da daha doğrusu yükselmesini sağlayacak "haberini yapması" için hiçbir kayda değer olay olmamıştır. Ona göre "En iyi satan haber kötü haberlerdir."

Önemsiz bir haber için genç fotoğraf muhabiri Herbie ile yola çıktığında yerel bir dükkan sahibi olan Leo Minosa'nın Kızılderili mezarlarının olduğu bir mağarada antika şeyler ararken çökme sonucu göçük altında kaldığını öğrenir. Burnu, büyük bir haber kokusu alan Tatum olayları ve bu haberi istediği şekilde yönlendirmek için kontrolü ele almaya niyetlenir. Ve bu amacını gerçekleştirmek kilit kişileri ikna gücü ve vaat ettikleriyle satın alır.

Bir yandan Minosa'nın eşi Lorraine (Jan Sterling) ile aşk-nefret ilişkisi yaşarlarken, bir yandan da çıkarları için Minosa'nın en iyi dostu olur. Ayrıca haberlerin dağıtımının tek kaynağı hâline gelerek New York'taki büyük gazeteleri kendine muhtaç kılar. Amacı yeniden o büyük gazetelere geri dönmektir.

Minosa'nın mahsur kaldığı bölge ise bir "panayır", bir ticaret mekânı hâline gelir. Gazeteciler, olayı merak edip görmeye gelenler, yiyecek-içecek satanlar, Minosa'yı terk etmek isteyen ama işler iyi gittiği için sırf para kazanmak için bölgede kalan karısı, bu olaylar sayesinde yeniden seçilmeye çalışan bölge şerifi, kendi reklamını yapmaya gelenler ve daha niceleri... Hatta bölgeye bir lunapark bile kurulur.

Filmin başında bu Kızılderili mezarlarının olduğu bölgeye giriş bedava iken; Minosa'nın göçük altında kalıp medya ve insanlar bölgeye üşüştükçe girişler (film ilerledikçe) 25 cent ardından 50 cent ve sonunda 1 dolar olur. Sırf bu tabeladaki tarife değişimi bile filmin eleştirisini başarıyla ortaya koyuyor.

Tatum, çıkarları uğruna 18 saatte Minosa'yı kurtarabilecekken tepeden delerek ona ulaşma planını ortaya koyarak kurtarma süresini 7 güne çıkarır. Böylece çıkarlar hem kendisi hem herkes için "maksimum" edilecektir. Ancak bunu yaparak Minosa'nın hayatını büyük riske sokar. Acaba Minosa sıkıştığı yerden, herkese para kazandırırken, zamanında kurtulabilecek midir?

Billy Wilder, Chuck Tatum gibi çıkarcı bir gazeteci karşısına ideal bir gazeteci olarak küçük kasaba gazetesinin patronu Al Federber (Frank Cady)'i koyuyor. Bunu gayet bariz bir şekilde altını çizerek izleyiciye sunuyor. Örneğin: Al'ın gazete ofisinde ve kendi odasında duvarda yazan "Tell The Truth"(Gerçeği Söyle) yazısı, yine Chuck ile konuşmalarında ya da tekli çekimlerde Al'ın arkasında bu yazının görülmesi, ayrıca bir başka sahnede Chuck ile konuşurken arkasında asılı olan bir haç Al karakterin senaryodaki ahlaki görevini sembolize ediyor.

Film en iyi senaryo dalında Oscar'a aday gösterilirken Venedik Film festivalinde de Altın Aslan'a aday gösterilmiş olup, Billy Wilder ve filmin bestecisi Hugo Friedhofer Uluslararası ödülü almış.

Orjinal adı "Big Carnaval" iken daha sonra "Ace in the Hole" olarak değiştirilmiştir. Türkçeye "Büyük Karnaval" ve "Diri Gömülenler" olarak çevrilip, bu isimlerle sinema ve televizyonda gösterilmiştir.

Filmin Criterion Collection'dan çıkan DVD/Blu-ray seti gayet başarılı bir görüntü-ses transferi ve ekstralar içermekte. Bölge kodu R1/RA ve sadece İngilizce alt yazı seçeneği var.

Daha fazla bilgi için:
Criterion Collection
imdb
Vikipedi
Wikipedia

3 Kasım 2014 Pazartesi

THE ABYSS - (1989)

THE ABYSS

(sürpriz bozan/spoiler içerir!)

James Cameron hakkında pek çok şeyi yansıtan bir film, The Abyss. James Cameron bu filminde klasik temaları olan: denizciliğe, kâşifliğe (ki özellikle su altı kâşifliği) ve teknolojiye olan ilgisini ve tutkusunu; soğuk savaş korkularını: nükleer tehlikeler, silahlanma yarışı, paranoya; ve çevre kirliliğine karşı tutumunu bir arada sergiliyor.

Filmin başrollerinde Ed Harris, Mary Elizabeth Mastrantonio ve Michael Biehn var.

Bir Amerikan Askeri Nükleer Denizaltısı, Atlantik Okyanus'unda batınca ordu denizaltının Sovyetler tarafından ele geçirilme tehlikesine karşı bir an evvel kurtarılması için Virgil "Bud" Brigman liderliğindeki bir sivil araştırma-kurtarma ekibini görevlendirir. Denizaltı "ışığın gitmediği" (Abyss) bir derinliktedir. Kurtarma ekibi o derinliğe indikçe dünya dışı varlıklarla karşılaşırlar...

Film, bir nevi James Cameron'nın "Close Encounters of the Third Kind"ı.

Doğum sıvısını içe çekerek yüksek su basıncı altında yüzmek, Bud'ın boğulan eski eşini hayata döndürmesi, gizemli uzaylının kabinler arasında dolaşırkenki hâlinin Cameron'nın gelecek filmi olan Terminator-2'deki T-1000'i andırması gibi birçok akılda kalıcı sahneye sahip olan gayet iyi bir bilimkurgu-gerilim filmi, The Abyss.

Filmin, Sinema (139 dakika) ve Özel Edisyon (171 dakika) adı altında iki kurgusu var. Bunun sebebi Stüdyo'nun üç saat'e yakın olan versiyonun sinemada günlük gösterilecek seans sayısını azaltacağı ve dolayısıyla günlük geliri düşürecek olmasından endişe etmesiymiş. Stüdyo'nun Cameron'la olan sözleşmelerinde filmin son kurgu hakkını Cameron'a ancak filmin süresi 2 saat 20 dakikayı geçirmemesi şartıyla vermişler.  Film gişede başarı sağlayıp 4 dalda Oscar'a aday olunca ve En İyi Görsel Efektler Oscar'ını kazanınca James Cameron'nın filmi yeniden kurgulamasına onay vermişler. Özel Edisyon 28 dakika daha uzun, finali daha farklı ayrıca Cameron'nın temalarını ve bakış açısını daha net ortaya koyuyor.

Filmin hem Sinema hem Özel Edisyon versiyonunu içeren DVD'sinde ayrıca filmin senaryosu, tretmanı, storyboardlar, yapım belgeselleri, fragmanlar gibi sinemaseverleri doyuracak ekstralar mevcut. Yalnız görüntü transferi Anamorphic değil(Çin baskısı hariç). Blu-ray versiyonunun çıkışı için resmi bir tarih verilmemiş olsa da internette James Cameron'nın ve Stüdyo'nun filmin blu-ray versiyonu için çalıştığı haberleri yer alıyor. Bekleyelim görelim.

imdb

20 Ekim 2014 Pazartesi

"BORÇ" - (Kısa Film)

"BORÇ"

Konu: Ölü bir adam yerde üzerine battaniye çekilmiş bir hâlde yatıyor. Genç bir adam tek başına cenaze işlerinden gelecek görevlileri beklemekte... Ancak arkadaşına borç verdiği paraya ihtiyacı vardır. Ölü arkadaşının cüzdanını görür. Ve borç verdiği parayı alıp-almamak üzerine düşünmeye başlar. Bu sırada kapı zili çalar. Gelen ikiz kardeşidir. Beraber cenaze görevlileri gelmeden parayı alıp-almamak üzerine konuşmaya başlarlar…

Yazan ve Yöneten: Özgür Çetimen
2014 / 5 dakika.

https://vimeo.com/154474957

Borç - (2014) from Ozgur_Cetimen on Vimeo.

Bir yıl önce ekstra ışık ve harici mikrofon olmadan çektiğim ilk versiyonunun linki:

https://vimeo.com/154469705

Borç from Ozgur_Cetimen on Vimeo.

"DEBT" (Borç) - with English Subtitles

Synopsis: A dead man is lying on the floor with a blanket on him. And his friend, a young man, is waiting alone for the funeral services. But young man needs money which he borrowed the dead man. He sees the dead man’s wallet. And start to think about that taking the money… Door bell is ring and young man’s twin brother come into the apartment. And they start to talk about that what are they going to do about this matter…

https://vimeo.com/91521616

Written & Directed by: Özgür Çetimen
2014 / 5 min.


"Borç" (Debt) - English Subtitled from Ozgur_Cetimen on Vimeo.

13 Şubat 2014 Perşembe

Autumn Sonata (1978)

AUTUMN SONATA (Höstsonaten) - (1978)


Yönetmenliğini Ingmar Bergman'ın yaptığı "Autumn Sonata" ın Criterion Collection'dan çıkan yeni DVD ve Blu-ray baskısı sinemaseverlere sunuldu.

Bir anne ve kızın geçmişlerindeki (ve hâlâ devam eden) iletişimsizliklerinin, yaşamlarında seçtikleri yolların ve hayatlarında aldıkların kararların ilişkilerinde açtığı yaraları, ve bu yaraların yarattığı öfkenin acımasızlıkla döküldüğü bir film Autumn Sonata.

Harika mizansenler, karakterlerin iç dünyalarına girmişçesine bize onların hislerini hissettiren kadrajlar ve üst düzey oyunculuk performansları içeren önemli bir Ingmar Bergman filmi Autumn Sonata.

Film 35 yıllık olmasına rağmen başarılı bir restorasyon sonucu son derece kaliteli bir görüntü ve ses transferi ile DVD/Blu-ray'e aktarılmış.

Ekstraları ise Ingmar Bergman, Ingrid Bergman, Liv Ullmann ve hatta Sven Nykvist hayranlarını dahi sevince boğacak kadar çok ve ayrıntılı...

Özellikle setten (Ingmar Bergman'ın görevlendirmesiyle) alınan görüntülerle oluşturulmuş üç buçuk saatten daha uzun olan Set Günlükleri'nde Ingmar Bergman, Ingrid Bergman, Liv Ullmann, Sven Nykvist ve diğerlerini izlemek büyük bir zevk olduğu gibi aynı zamanda film yapımıyla uğraşanlar için de bir hayli öğretici. (206 dakika)

Liv Ullmann ile yapılmış yakın tarihli bir röportaj. (19 dakika)

Ingrid Bergman'ın 1981 yılında Londra National Film Theatre'da eleştirmen Jack Russell Taylor ile yaptığı söyleşi. (40 dakika)

Filmin fragmanı.

Eleştirmen Farran Smith Nehme'nin yazdığı filmle ilgili bir makale ve diğer bilgilerin bulunduğu 20 sayfalık bir kitapçık.(İngilizce)

Notlar: DVD Region-1 kilitli. Blu-ray Region A kilitli. Sadece İngilizce altyazı mevcut.