1 Ekim 2016 Cumartesi

THE TRAGEDY OF MACBETH - (1971)

The Tragedy of Macbeth


Roman Polanski'nin yönettiği bu Shakespeare uyarlamasının başrollerinde Jon Finch, Francesca Annis, Martin Shaw ve John Stride var.

Filmin senaryosunu Roman Polanski ve ünlü tiyatro eleştirmeni Kenneth Tynan yazmış. Film Kenneth Branagh'ın Hamlet'i gibi komple bir uyarlama değil. Bazı replikler değişmiş, bazıları da iç ses olarak kullanılmış. Özellikle bazı repliklerin iç ses olarak kullanılması bence filme daha gerçekçi bir atmosfer kazandırmış. Ayrıca filmin finalinin ardından filme kısa ama etkili bir sahne daha eklenmiş. Donalbain (Malcolm'un kardeşi) Macbeth'in cadılarla karşılaştığı aynı yerde cadıların sesini duyuyor... Böylece tüm bunların bir döngü olduğu mesajı veriliyor.

Film görsel açıdan gerçekten etkileyici. Filmin görüntü yönetmeni Polanski ile bir çok kez çalışmış olan Gilbert Taylor. Ayrıca filmin setleri ve kostümleri de bir hayli detaylı. Filmin kostüm tasarımcısı Anthony Mendleson çalışmasıyla En İyi Kostüm dalında Bafta ödülü almış.

Macbeth Polanski'nin, eşi cinayete kurban gittikten sonra çektiği ilk film. Yazılanlara göre zamanın izleyicisi o kanlı cinayetten sonra Polanski'den böyle kanlı bir uyarlama izlemeyi pek beklemiyormuş. Ayrıca filmi finanse edenler arasında Hugh Hefner yani Playboy Productions olunca filmin erotik bir uyarlama olabileceği düşüncesi olumsuzluk yaratmış. Sonuçta işler gişede pek iyi gitmemiş ve film bir hayli zarar etmiş.

Film, Polanski'nin gerçekçi yaklaşımıyla, oyuncularının başarılı performanslarıyla ve görselliğiyle kanımca en iyi Macbeth uyarlamalarından biri olmuş.

İlgilisine...

1 Eylül 2016 Perşembe

LUST FOR LIFE - (1956)

LUST FOR LIFE

Ünlü ressam Vincent van Gogh'un hayatını konu alan biyografik filmin yönetmen koltuğunda Vincent Minnelli oturuyor. Filmin senaryosunu ise Irving Stone'un aynı adlı romanından Norman Corwin uyarlamış.

Filmin başrolünde Kirk Douglas kariyerinin en iyi oyunculuklarından birini sergiliyor, gerçekten kendini rolüne kaptırmış. Yardımcı rollerde Anthony Quinn (Gauguin) ve James Donald (Theo van Gogh) öne çıkan isimler. Gauguin rolünde Anthony Quinn performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazanmış. Douglas ve Quinn, Van Gogh ve Gauguin arasındaki dalgalı ilişkiyi gayet iyi yansıtmışlar.

Filmin dış çekimlerinde mümkün olduğunca otantik olmak isteyen Minnelli, filmini van Gogh'un resimlerini yaptığı Hollanda, Belçika ve Fransa'da çekmiş.

Filmin görüntü yönetmenleri iki büyük usta: Freddie Young ve Russell Harlan. Filmin renk paleti ressamın renklerini referans almış. CinemaScope olarak çekilen (2.55:1) filmde özellikle geniş açı sahnelerde yapılan panlarda formata özgü olarak distortion belli oluyor. Filmin renkleri ise Metrocolor(MGM stüdyosunun renkli film prosesi-diğer adıyla AnscoColor. Technicolor'un üç ayrı renkli film tekniğinden farklı olarak tek karede üç katman kullanıyor) ile sağlanmış. Maalesef bu proses uzun zaman aralığında rengi muhafaza edemediğinden filmin renkleri günümüzdeki birçok baskısında solmuş. Ancak film, orijinal kamera negatifinden 4K çözünürlükte taranıp detaylı bir restorasyondan geçirilerek başarılı bir şekilde restore edilmiş. Filmin blu-ray baskısını tavsiye ederim (Bu arada keşke blu-ray diske restore edilmiş 5.1 ses miksinin yanına restore edilmiş orijinal ses miksini de bir seçenek olarak koysalar çok güzel olurdu).

Lust for Life Vincent Minnelli'nin kamerasını iyi oyunculuklara ve güzel görsellere odakladığı iyi bir dramatik biyografi uyarlaması.

İlgilisine...

CAMILLE - (1921)

CAMILLE

Ray C. Smallwood'un yönettiği bu sessiz film klasiğinin başrollerinde Alla Nazimova ve Rudolph Valentino var.

Filmin senaryosunu Alexander Dumas, fils'in Kamilyalı Kadın (La Dame aux Camélias) adlı romanından 1920'li yıllara June Mathis uyarlamış.

O dönemler bir hayli popüler olan kitap bu filmden önce de iki kez sinemaya aktarılmıştı. Bu filmden sonra da kitap 1936 yılında yine artık bir klasik hâline gelmiş olan George Cukor'un yönetip Greta Garbo'nun başrolü oynadığı filmle de beyaz perdeye uyarlanır.

Filmde dönemin yıldız oyuncusu Alla Nazimova unutulmaz bir oyunculuk sergilerken, Valentino'nun ise daha ününün zirve yapıp efsane statüsüne ulaşmadan önceki yıllarındayız. Ancak belirtmeliyim ki film çekilirken olmasa da filmin gösterime girdiği sıralarda Valentino'nun ünü bir hayli yayılmış olduğundan filmin gişe gelirleri beklenenin üzerinde olmuş.

Filmi, George Cukor'un 1936 uyarlamasının dvd'sinde bulup izlemiştim. Peter Vantine'nin bestelerinin de filme dramatik olarak çok güzel uyduğunu düşünüyorum.

İlgilisine...

1 Ağustos 2016 Pazartesi

NORTH BY NORTHWEST - FİLMİN KESME-KESME, PLAN-PLAN KURGU VE KAMERA ANALİZ NOTLARI

NORTH BY NORTHWEST

FİLMİN KESME-KESME, PLAN-PLAN KURGU VE KAMERA ANALİZ NOTLARI


Kendimi teknik açıdan geliştirebilmek için sevdiğim filmleri DVD’den tek bir video dosyasına çevirip(rip edip) kurgu programına koyarım. Ardından filmdeki her kesmeyi tespit edip kurgu programında ben de keserim. Tüm bu işlem bitince kesme-kesme ve plan-plan filmi kare-kare izler, incelerim. Ve sonra da silerim…

İşte bu işlemi North by Northwest’e uygulamak üzereyken bu analizi kalıcı kılmak amacıyla dokümante etmeyi istedim. Açıkçası bu çalışmayı hazırlamak tahmin ettiğimden uzun sürdü.

Kendim için hazırladığım bu çalışmadan belki sinema öğrencileri, sinefiller, filmin hayranları vs. bir fayda çıkarabilirler.

Özgür Çetimen

Çalışmayı aşağıdaki linklerden indirebilirsiniz.

Link [PDF (610 sayfa) - 144 MB]

Alternatif Link [PDF (610 sayfa) - 144 MB]

(Bilgi: Çalışma dosyasını İnternete koymadan önce virüs taramasından geçirdim.)

[Not: Genel yazım hatalarını ve bazı çekim ölçeklerindeki yazım hatalarını düzeltip ikinci baskısını ilerde buraya koyacağım. (08.2020)]

THE DEVILS - (1971)

THE DEVILS (Şeytanlar)

Ken Russell'ın yönetip yazdığı filmin senaryosu Aldous Huxley'in The Devils of Loudun adlı romanı ile bu romandan John Whiting'in uyarladığı The Devils adlı tiyatro oyununa dayanıyor.

Filmin başrollerinde Oliver Reed ve Vanessa Redgrave var. Oliver Reed filmde kanımca en iyi performanslarından birini sergilerken Vanessa Redgrave de kamburundan ötürü dışlanmış, bastırılmış cinselliğini kontrol edemeyen, psikolojisi bozuk rahibe Jeanne rolünde gayet iyi ve ürkütücü.

17. yüzyıl Fransa'sında Kardinal Richelieu gücünü arttırıp Fransa'daki protestan isyanlarını önlemek için Loudun kasabasını yıkmak istemektedir. Bu hususta ona izin vermeyen kralı ikna etmek için yoğun bir şekilde çabalamaktadır. Loudun kasabasında ise vali ölmüş ve yönetimi halk tarafından beğenilen ama kendi içinde ve yaptıklarıyla birçok çelişkiye sahip olan rahip Urbain Grandier'e (Reed) bırakmıştır. Kasabanın kontrolünü ele geçirmenin Grandier'i devirmekte gören Richelieu, Grandier'in açıklarını aramaya başlar. Bu sırada Grandier'e tutkun olup ondan yüz bulamayan rahibe Jeanne kıskançlıkla yalanlar söylemeye başlar ve kısa süre içinde Grandier'in tüm düşmanları ona karşı birleşirler.

Film din ve devlet birliği, dinin politikanın hizmetkârı haline gelmesi; bireysel, toplumsal ve dini histeri üzerine sert ve etkileyici bir eleştiri, hatta acı bir taşlama.

Film birçok sert eleştiri alsa da, birçok ülke de gösterimi yasaklansa da kimse bu filmi yaptığından ötürü yargılanıp hapse atılmamış ya da öldürülmemiş. Açıkçası filmi izlerken bu filmin içeriğinin islami bir topluma uyarlanarak yeni bir filmi yapılsa ölecek insanların haddi hesabı ne olur diye düşünmeden edemedim.

Bu arada ilginçtir film İtalya'da yasaklanmasına rağmen Venedik Film Festivali'nde En İyi Yönetmen ödülünü almış.

Film gerek görsel açıdan içerdiği işkence ve cinsellik sahneleriyle; gerek sınırları geçip tabuları yıkmasıyla birçok izleyiciyi zorlayabilecek bir film. Zamanında X kategorisine alınmış filmin birkaç versiyonu var. İngiltere'de BFI'dan çıkan filmin 111 dakikalık X versiyonunu içeren dvd baskısı gayet iyi ve dolu bir içeriğe sahip(yalnız PAL DVD transferinde %4 kısalma olduğundan süresinin 107 dakika olarak yazılması kafanızı karıştırmasın).

İlgilisine...

THE NURSE (L'infermiera) - (1975)

THE NURSE (L'infermiera)

Nello Rossati'nin yönettiği, yapımcılığını ise ünlü yapımcı Carlo Ponti'nin üstlendiği bu İtalyan erotik komedi filminin başrollerinde Ursula Andress ve Duilio Del Prete var. Ursula Andress hemşire Anna rolünde baş döndürücü... Filmin yardımcı rollerinde öne çıkan isimler ise Luciana Paluzzi ve Jack Palance. Ancak Jack Palance'ın rolü çok kısa; toplamda üç-dört dakikalık bir süreye denk geldiğini belirtmeliyim.

Filmin kısaca konusu: Zengin ve çapkın bir dul olan Leonida kalp krizi geçirir. Bu sırada sahip olduğu üzüm bağlarını satın almak isteyen Amerikalı bir iş adamı gelip ailesine yüklü bir para teklifi yapar. Ailenin bağları satabilmesi için Leonida'nın ölmesi gerekmektedir. Bu sorunu çözmek için ailenin işbilir üyesi Benito, Leonida'ya ikinci bir kalp krizi geçirtmeyi planlar. Bu amaçla eski bir tanıdığı olan güzel ve seksi Anna'yı hemşire olarak işe alır.

Yönetmen Nello Rossati düşük bütçeli La Nipote adlı filminden sonra yapımcı Carlo Ponti'nin dikkatini çekmiş ve bu filmde bir araya gelmişler. Rossati düşük bütçesine rağmen filmi altı buçuk haftada çekebilmiş.

Gianfranco Plenizio'nun bestelediği tema müziği de filmden akılda kalanlardan...

Bu arada filmin merkezindeki seksi ve kurnaz karakterin mesleğinin hemşirelik olmasını hemşire dernekleri uygunsuz bulmamış olacaklar ki filmi protesto edip, yasaklatmaya çalışmamışlar. Herhâlde filmin yetişkinler için bir fantezi olduğunu ve perdeye yansıyanın da mesleğin değil de karakterin olduğunu düşünmüş olacaklar. 

Özellikle 70'li yıllarda İtalya ve İngiltere'de çekilen seks komedileri olsun, sömürü filmleri ve bunların alt türleri olsun bu ülkelerde sinema tarihlerinin bir parçası ve dönemlerinin bir yansıması olarak sanatsal ve politik açıdan önem arz ediyorlar. Öyle ki filmlerin restore edilmiş kopyaları sürekli ev sinemasına(dvd/blu-ray vs.) kazandırılarak sinemaseverlerle buluşuyor. Ayrıca bu filmlerde oynayan oyuncuları da küçümsememişler ya da oyuncuların üzerinde bir baskı oluşturarak onları neredeyse bu filmlerde oynadıklarından ötürü özür diler hale getirmemişler. Enteresan...

Nostalji yapıp eğlenceli bir İtalyan seks komedisi izlemek isterseniz The Nurse kötü bir tercih olmaz.

İlgilisine...

1 Temmuz 2016 Cuma

PICNIC AT HANGING ROCK - (1975)

PICNIC AT HANGING ROCK

(*spoiler/sürpriz bozan içerir!)

Yönetmenliğini Peter Weir'ın yaptığı bu gizem dolu filmin senaryosunu Joan Lindsay'in aynı adlı romanından Cliff Green uyarlamış.

1900 yılının Sevgililer Gününde Avustralya'daki özel bir kızlar okulu, öğrencilerini Hanging Rock'a pikniğe götürür. Piknik sırasında dört öğrenci ve bir öğretmen iz bırakmadan ortadan kaybolur. Olayın ardından onları bulmak üzere takıntılı bir arama çalışması başlar.

Filmin başrollerinde Anne-Louise Lambert, Helen Morse, Rachel Roberts, Vivean Gray ve Dominic Guard var. Özellikle Miranda rolünde Anne-Louise Lambert performansıyla ve güzelliğiyle hafızalara kazınıyor.

Filmin uyarlandığı kitabı henüz okumadığımdan uyarlama açısından filmi ve kitabı kıyaslayamayacağım. Ancak kanımca ortada sinematik açıdan gerçekten çok iyi bir film var.


Filmde Peter Weir tekinsiz bir atmosfer yaratmakta çok başarılı, ağır çekim sahneleri ise hipnotize edici. Adeta Hanging Rock'taki garipliği ve onun sizi izlediğini hissedebiliyorsunuz (Jack Clayton'ın The Innocents adlı filminden beri böyle hissetmemiştim). Filmin görüntü yönetmeni olan Russell Boyd'un sinematografisi ve filme olan katkıları büyük. Russell Boyd filmin soft görünümünü bir gelinlik duvağını gerip lense takarak elde etmiş. Filmdeki görüntü çalışmasıyla Boyd'un Bafta ödülünü aldığını da belirteyim.

Filmin alt metninde zamanın sınıflar arası problemleri, ergenlikten yetişkinliğe geçiş, bastırılmış cinselliğin yansımaları yer tutmakta. Peter Weir'ın incelikle yansıttığı bu hususları güzelce analiz eden Megan Abbott'un makalesi kesinlikle okumaya değer. Link

Joan Lindsay kitabında olanları açıkladığı son bir bölüm yazmış olsa da editörünün önerisiyle bu son bölümü kitabından çıkarmış. Hem romanda hem de filmde olanlar seyircinin yorumuna bırakılıyor. Ancak yazarın ölümünden sonra yayımlanan bu son bölümde yazar; kayıp kızların ve öğretmenin Hanging Rock'ta oluşan bir çeşit time-warp'a (uzay-zaman bükülmesi) kapılarak kaybolduğunu belirtiyor. Bu açıklama filmde birçok kez gösterilerek vurgulanan saatlere ve ağır çekim sahnelere de bir anlam yüklüyor.

Filmin sinema ve yönetmen kurgusu olmak üzere iki versiyonu var. Ancak ilginçtir filmin yönetmen kurgusu sinema versiyonundan yedi dakika daha kısa.

Film elde ettiği gişe başarısı ve aldığı iyi eleştirilerle Peter Weir'ın kariyerini yükselişe geçirmiş ve yönetmenin Hollywood kariyerinin de başlamasına önayak olmuş.

Avustralya yeni dalga sinemasının en iyi filmlerinden biri olan Picnic at Hanging Rock içinde sizin de kaybolacağınız hipnotik, mistik bir gerilim filmi.

İlgilisine...

ERASERHEAD - (1977)

ERASERHEAD

David Lynch'in yönettiği ve ilk uzun metrajı olan bu tekinsiz, sürrealist bir rüya aleminde komedi ile korku arasında gidip-gelen filmin başrollerinde Jack Nance, Charlotte Stewart, Allen Joseph, Jeanne Bates ve Judith Roberts var.

Lynch filmde yarattığı dünyası üzerine: Bir fabrika ve onun çevresindeki mahallede şekillenmiş bir dünya olduğunu, ve bu dünyanın içinde minik detaylar ve işkenceler barındıran küçük, bilinmeyen, acayip ve neredeyse sessiz kayıp bir yer olduğunu söylüyor.

Hem görsel hem de sessel açıdan yeni bir dünya barındıran filmde Lynch'in The Grandmother adlı kısa filminden tematik ve görsel izlerin yanı sıra yönetmenin organik maddelere olan ilgisini de filme yansıttığını görüyoruz. Ayrıca filmin senaryosunda ve görselliğinde Franz Kafka'dan ve Nikolai Gogol'dan izler de görmek mümkün.

Jack Nance, Henry Spencer rolünde hafızalara kazınan bir oyunculuk sergiliyor. Karakterin artık ikonikleşmiş saçları ise Lynch'in hayal gücünün eseri. Bu arada filmi dört-beş haftada çekmeyi planlarken tamamlaması 5 yıla varınca Jack Nance'in saçlarını filmin devamlılığı açısından kontrol etmek bir hayli zor olmuş olmalı.

Bir tür mutant bebek olan kukla bebeğin tasarımı ve kullanılışı da etkileyici; bazen ürkütücü de.

Filmin ses çalışması filmin atmosferine en az filmin görsel çalışması kadar önemli bir katkıda bulunuyor. Ses seviyesi yüksek olan ses efektlerinin etkisi büyük. Lynch'in Jacques Tati'ye hayran olmasına şaşmamalı.

Filmin harika bir siyah-beyaz görüntü çalışması var. Filmin çekimlerinin başında sinematograf koltuğunda oturan Herbert Cardwell prodüksiyon sırasında ölünce yerine Lynch'in AFI'dan arkadaşı olan ve AFI'da görev yapan Frederick Elmes gelir. Lynch sahnelerde gölgelerin içinin hayal-meyal görünmesini ama anlaşılmamasını, izleyicinin hayal gücüne kalmasını ister. Bu izleyici için merak uyandırdığı gibi sıkıntı verici de olabiliyor. İki sinematografta Lynch'in bu siyah-beyaz sürrealist dünyasını layıkıyla aydınlatmışlar.

Gösterime çıktığında olumlu-olumsuz bir çok eleştiri alan film, yıllar geçtikçe kendi hayran kitlesini genişleterek kültleşir. Filmi üzerine yapılan yorumlamalar için David Lynch, -kendi yorumunu belirtmeksizin- henüz kendisinin yorumuna yakın bir yorum duymadığını söylüyor. Sanırım herkesin filme olan bakışının ve yorumunun kendisine kalması daha iyi.

Kendi dünyanızdan çıkıp garip bir dünyada vakit geçirmek istiyorsanız, Eraserhead size bunu sunuyor.

İlgilisine...

1 Haziran 2016 Çarşamba

CRIES and WHISPERS (Viskningar och rop) - (1972)

CRIES & WHISPERS (Çığlıklar ve Fısıltılar)

Ingmar Bergman'ın yazıp yönettiği filmin başrollerinde Harriet Andersson, Liv Ullmann, Ingrid Thulin ve Kari Sylwan var.

Bergman'ın iletişimsizlik, sevgi arayışı temalarının yanında kanımca ölüm ve acı temalarını Silence (Tystnaden) adlı filminden bu yana en güçlü yansıttığı filmi.

Bergman filmin çıkış noktası olarak aklına düşen ve sürekli tekrar eden bir imgeyi işaret ediyor: Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemde kırda beyaz kıyafetleriyle dolaşan dört kadın. Ardından bu imgedeki kadınların her birinin karakterini kendi yaratmış.

Kanserden ölmek üzere olan Agnes'in son günlerinde onunla vakit geçirmek için kız kardeşleri Maria ve Karin onun kaldığı eve gelirler. Evde ayrıca Agnes'i çok seven ve bir süre önce çocuğunu kaybetmiş olan hizmetçi Maria bulunmaktadır. Hepsinin kendi içlerinde ve birbirleriyle olan hesaplaşmalarına tanık oluruz.

Filmde dokunmak ve dokunuşlar karakterlerin yakınlaşma çabalarını gösterirken karakterlerin bazen açlıkla dokunuşları arzuladığını ya da öfkeyle reddettiğini görüyoruz.

İçe dönüşlerde kız kardeşlerin fısıltılarla başlayan ve anne ya da eşleriyle olan ilişkilerini yansıtan flashbackler gösterilirken, hizmetçi Maria'nın içe dönüşü ise ölen çocuğunun çığlıklarıyla başlıyor ve sonrasında ölü Agnes ile yaşanan daha çok rüya ile gerçeklik arasında bir tür paralel ortamda geçiyor.

Bergman'a göre ruh, öz kırmızı rengin özelliklerini taşıdığından ve bu filmde de kendi ifadesiyle hem kendi hem karakterler için bir ruh, iç değerlendirme yaptığından kırmızı renk filmde baskın ve önemli bir rol oynuyor.



Sinematograf Sven Nykvist bu kan kırmızısı tonu elde etmek için çok uğraşmış, sayısız test yaptığı söyleniyor. Çünkü o dönemde film negatifleri fazlasıyla kırmızı renge duyarlıymış. Bergman ve Nykvist ikilisinin yarattıkları o eşsiz yakın çekimler, ışığın değişen duygu durumlarıyla değişmesi ve kompozisyonlarıyla sinematografik açıdan da çok etkileyici bir film.

Filmin hafızalara kazınan imajlarından biri... Hatta bu imaj 1981 yılında İsveç'de posta pulu yapılmış.

Filmin dönemsel kostüm çalışması ve hikayesinin geçtiği evin tasarımı incelikli ve detaylı bir çalışmaya sahip. Filmin kostüm ve prodüksiyon tasarımı -daha önce Bergman'ın Virgin Spring (Jungfrukällan) filmiyle Oscar'a aday olan- Marik Vos-Lundh'a ait.

Son bir anekdot olarak Bergman filmin ismini Mozart'ın bir sonatı için yazılan bir eleştiri yazısından almış.

Beş dalda (En İyi Film, Yönetmen, Senaryo, Kostüm ve Sinematografi) Oscar'a aday olan film, Oscar töreninden En İyi Sinematografi ödülüyle ayrılmış. Bu arada Akademi'nin körleşerek filmin tüm kadın oyuncularının performanslarını es geçmiş olduğunu belirtmeliyim.

İlgilisine...

HEAVEN'S GATE - [Director's Cut] - (1980)

HEAVEN'S GATE - Yönetmen Kurgusu

Michael Cimino'nun yazıp yönettiği filmin başrollerinde Kris Kristofferson, Christopher Walken, John Hurt ve Isabelle Huppert var.

Michael Cimino filmin kurgu senaryosunu 1890'larda Wyoming'deki zengin toprak ağalarıyla bölgeye göç eden Avrupalılar arasında çıkan çatışmalardan (Johnson County War) esinlenerek yazmış.

Film iki yakın dostun Jim (Kris Kristofferson) ve bir toprak ağasının oğlu olan Billy (John Hurt)'nin Harvard'dan mezun olmalarıyla başlıyor ve 20 yıl sonraya atlıyor. Jim kasabanın şerifi olmuş, Billy ise kendini alkole vermiştir. Kasabaya göç eden Avrupalı göçmenleri kendilerine tehdit olarak gören yerel toprak ağaları göçmenleri korkutarak göndermek için Champion'u tutarlar (Christopher Walken) ve şiddete başvururlar. Jim olayları araştırmaya başlar ama işler birçok açıdan karışacaktır.

Filmin görselliği ve sanat yönetimi gayet özenli ve başarılı. Usta sinematograf Vilmos Zsigmond'ın kamera çalışması, geniş vista çekimleri ve aydınlatması unutulmaz. Sanat yönetimi kategorisinde Oscar'a aday olan filmin sanat yönetimi ekibi ise -daha önce The Rose Tatto ile Oscar kazanan- Tambi Larsen ve James L. Berkey.




Filmin müzikleri David Mansfield'e ait. Özellikle Ella's Waltz sahnesi (Ella ve Jim'in patenlerle Heaven's Gate'de dans ettikleri sahne) hem müzikal açıdan hem de görsel açıdan gayet güzel. Bu arada müzik grubunun içinde genç T-Bone Burnett'i de görebilirsiniz. Link

Filmin yapım hikayesi kitap olacak cinsten. Filmin yapımında yaşanılan olaylar, filmin finansal sorunları, Cimino'nun mükemmele ulaşma çabası, egosu, defalarca yaptırdığı tekrarları, kavgaları vs. ilginizi çekiyorsa Final Cut: The Making and Unmaking of Heaven's Gate gibi belgeselleri, filmin dvd-blu-ray baskılarında bulunan röportaj ve kısa belgeselleri bulup izleyebilir; ayrıca Final Cut: Art, Money, and Ego in the Making of Heaven's Gate, the Film that Sank United Artists adlı kitabı da okuyabilirsiniz.

Michael Cimino'nun Deer Hunter ile kazandığı başarıdan sonra başladığı bu pahalı tutku projesi maalesef gişede uğradığı büyük hüsranla birçok açıdan pahalıya patlamış. Filmin ticari başarısızlığı United Artist Stüdyosunu batma noktasına sürüklerken, Michael Cimino'nun stüdyo kariyerini de büyük ölçüde bitirmiş. Ayrıca filmin ticari başarısızlığı Hollywood stüdyolarını yönetmen kontrollü sinemadan yine eskisi gibi stüdyo kontrollü filmlerin üretimine yöneltirken, western türündeki filmlerin de stüdyolar tarafından üretimini bir hayli azaltmış (hatta zamanında bazıları bu filmi westernleri öldüren film, olarak nitelendirmiş).

Filmin 149 dakikalık sinema ve Cimino'nun 216 dakikalık yönetmenin kurgusu versiyonları var. [Bu arada Cimino'nun ilk yönetmen kurgusu yaklaşık 325 dakikaymış(büyük ihtimalle kaba kurgusudur ama yine de bir hayli uzun)]. Filmin sinema versiyonunu izleme şansım olmadı ancak 216 dakikalık yönetmen kurgusunu birkaç yıl önce izlemiş ve gayet beğenmiştim. Zamanında filmin yapılmış en kötü filmlerden biri olarak nitelendirilmesine açıkçası anlam veremedim. Gerek hikayesi, gerek anlatımıyla, sanat yönetimiyle, müziğiyle, sinematografisi ve oyunculuklarıyla bence çok iyi bir film, Heaven's Gate. Nitekim artık günümüzde bu filme hak ettiği değer yavaş yavaş verilmeye başlanmış. (Tabii bu Cimino'nun kayıp yıllarını ve kariyerini geri getiremiyor.)

İlgilisine...