1 Aralık 2016 Perşembe

JIGOKU - (1960)

JIGOKU (Cehennem)

Nobuo Nakagawa'nın yönettiği, zamanla kültleşmiş olan bu korku filminin başrollerinde Shigeru Amachi, Yoichi Numata ve Utako Mitsuya var.

Senaryosunu Nakagawa ve Ichiro Miyagawa'nın yazdığı filmin ilk yarısı dünyada, ikinci yarısı ise cehennemde geçiyor.

Filmin dünyada geçen ilk yarısında, ilahiyat öğrencisi olan Shiru'nun ve çevresinin, ruhunu kötülüğe satmış olan Tamura'nın etkileriyle yıkıma uğramasını izliyoruz. Bir kötülük bir diğerini doğuruyor. Ölen ölene...

Filmin cehennemde geçen ikinci yarısında ise filmin ilk yarısında neredeyse tümü ölmüş olan karakterler cehennemde psikolojik ve fiziksel işkencelere maruz kalıyorlar. Shiru, Dante'nin İlahi Komedya'sındaki gibi cehennemde geziyor.

Görsel açıdan bir hayli vurucu olan cehennem sahneleri birçok gore (kanlı) sahne barındırıyor. Hâliyle film, zamanının en çok kan ve özel efekt barındıran Japon korku filmlerinden biri olmuş. Filmin cehennem konsepti Budizm'i temel alsa da İbrani dinlerin cehennem anlayışıyla da bir hayli örtüşüyor.

Nakagawa filme tiyatral ve operatik bir bakış açısıyla yaklaşsa da yönetmenin görselliği bir hayli sinematik ve vurucu. Bence Nakagawa filmin bir hayli düşük bütçesine rağmen çok iyi bir iş çıkarmış. Ayrıca Jigoku, kariyerinde 90'dan fazla film yönetmiş olan Nakagawa'nın yönettiği sekiz korku filminden biri.

Filmi zamanının klasik Japon korku (kaidan) filmlerinden ayıran özelliği ise Nakagawa'nın görselliği, yaklaşımı ve yoğun gore(kanlı) işkence sahneleri diyebiliriz. Kırmızı renk filmde dominant. Ama tüm kanlı sahneler arasından aklıma kazınan imge kansız bir sahne oldu: Ağır çekimde acı çeken bedenlerin kaldırdıkları elleri...

Efsanevi Toho stüdyolarının kurucuları tarafından kurulmuş olup zamanında düşük bütçeli sömürü filmleriyle ünlenmiş Shintoho (Yeni Taho) stüdyoları tarafından dağıtılan film gişede başarılı olsa da stüdyoyu iflastan kurtaramamış ve 1961'de iflas eden Shintoho stüdyosunun son prodüksiyonu olmuş.

İlgilisine...

1 Kasım 2016 Salı

HAXAN - (1922)

Häxan: Witchcraft Through the Ages

Yönetmenliğini Benjamin Christensen'in yaptığı bu canlandırmalı belgesel film tarih boyunca cadılık kavramının kökenini, cadılık olarak görülen olayları, toplumların din eksenli kafalarında yarattıkları korkuları ve bu korkulardan ötürü histeriye kapılarak giriştikleri cadı avlarını bilimsel bir bakış açısıyla irdeliyor.

Filmin öyküsü yönetmen Christensen'in Berlin'de bir kitapçıda Malleus Maleficarum'un (1486'da bir din adamı olan Heinrich Kramer tarafından yazılmış cadılara karşı nasıl muamele edilmesi gerektiğini anlatan; içeriğinde acımasız cezalar, işkenceler vs. barındıran bir kitap) bir kopyasını bulmasıyla başlamış.

Yönetmenin canlandırma sahneler için istediği detaylı orta çağ setleri, kostümler, makyaj çalışması, proplar ve filmin uzayan prodüksiyon süresi filmin bütçesini yükselterek filmin İskandinavya'da çekilmiş en pahalı sessiz film ünvanını almasını sağlamış. Filmi İsveç finanse etse de filmin tamamı Danimarka'da çekilmiş.

Haxan bir belgesel film olsa da barındırdığı canlandırma sahnelerinin içeriğinden ve 1920'li yıllara göre sergilediği gerçekçilikten ötürü aynı zamanda bir korku filmi olarak da kabul görür.

Film İskandinav ülkelerinde hem eleştirel hem de ticari olarak başarılı olsa da Amerika ve diğer birçok ülkede içerdiği çıplaklık, cinsellik, işkence canlandırmaları gibi hususlardan ötürü yasaklanmış.

Filmin Criterion Collection'dan çıkan restore edilmiş, detaylı ve birçok ekstra barındıran bir dvd baskısı var ancak umarım yakın zamanda daha iyi restore edilmiş bir blu-ray baskısı da çıkar.

İlgilisine...

DRACULA - (1931)

DRACULA

- Listen to them. Children of the night. What music 'they' make.

Yönetmenliğini Tod Browning'in yaptığı bu klasik kült korku filminin başrolünde artık Kont Dracula rolüyle ikonlaşmış olan Bela Lugosi var.

Bram Stoker'ın romanı Hamilton Deane ve John L. Balderston tarafından Broadway'e oyun olarak uyarlanıp büyük bir başarı yakalayınca Universal stüdyosu -daha önce kitabın film haklarını satın almış olduğundan- film prodüksiyonuna yeşil ışık yakar. Filmin senaryosunu Broadway oyunu'nun senaryosunu temel alarak Garrett Fort yazmış.

Filmin başrolüne ise Broadway versiyonunda da Dracula'yı canlandıran Bela Lugosi getirilir. Lugosi'nin role getirdiği seksüel taraf, karizması ve eksantrikliğiyle seyircinin gözünde rolle özdeşleşir. Ayrıca Dracula'nın kölesi olup yavaşça delirmeye başlayan Renfield rolünde Dwight Frye'ın performansı da gayet etkili.

Filmin görüntü yönetmeni Metropolis'in de görüntü yönetmenliğini yapmış olan Karl Freund. Dolayısıyla filmin kamera çalışmasında ve aydınlatmasında Alman dışa vurumculuğunun izlerini görmek mümkün.

Bu arada stüdyo tarafından filmin İspanyolca konuşulan ülkeler(özellikle Meksika) için aynı setlerde geceleri çekilen bir İspanyolca versiyonu var. Bu versiyonun yönetmenliğini George Melford yaparken Dracula'yı Carlos Villarias canlandırıyor. Bu filmi Dracula'nın Universal'den çıkan blu-ray baskısında ekstra olarak bulabilirsiniz. Villarias'ın performansı Lugosi'den uzak olsa da film teknik açıdan gündüzleri çekilen kardeşine göre biraz daha iyi.

Filmin sonunda Van Helsing rolündeki Edward Van Sloan'ın seyirciyi sakinleştirmek için yaptığı konuşmayı "Sonuçta: öyle şeyler(vampirler) var", diyerek muzipçe bitirmesi de çok hoş.

İlgilisine...

1 Ekim 2016 Cumartesi

THE BIG CITY (Mahanagar) - (1963)

THE BIG CITY (Mahanagar)


Satyajit Ray'in yazıp yönettiği filmin senaryosu Narendranath Mitra'nın Abataranika adlı öyküsüne dayanıyor. Filmin başrollerinde Madhabi Mukherjee, Anil Chatterjee ve Haradhan Bannerjee var.

Arati kocası Subrata, çocukları ve eşinin muhafazakar anne-babasıyla birlikte Kalküta'da küçük bir evde yaşamaktadır. Arati ailenin artan masraflarından ötürü kocasının yükünü azaltmak için çalışmaya, iş bulmaya karar verir. İlk engel kayınpederinden gelse de kocasının desteğiyle bulduğu satış işine başlar ve zamanla da işinde çok başarılı olur. Bir süre sonra onu destekleyen kocası da kıskançlık ve kendi öz güvensizliğinden ötürü Arati'den işinden istifa etmesini ister. Ama buna Subrata'nın çalıştığı bankanın batması ve işsiz kalması engel olur. Karı-koca ve aile bireyleri arasındaki ilişkiler daha da gerilmeye başlar.

Filmde Satyajit Ray Bengal'in muhafazakar geleneksel ailesinin karşısına koca şehir Kalküta'daki modernleşmeyi ve birçok alandaki değişen değerleri koyuyor ve onların aile içindeki çatışmalarını incelikle kamerasıyla not ediyor.

Evde eş, anne, gelin kimliğindeki Arati'nın evden dış dünyaya çıkıp iş bulmasıyla kendine bir de ev dışında yeni bir kimlik inşa edişini izliyoruz. Özellikle ilk maaşını alıp ayna karşısında paralarına baktığı, bir nevi başarısını kutladığı sahne yeni karakterinin önemli anlarından.

Filmde Arati karakteri idealize ediliyor ve filmin sonuna kadar ona karşı çıkan herkes ona saygı duyduğunu belirtir hale geliyor: Kayınpederinin itirafı ve filmin finalinde patronuna meydan okuyarak işten ayrılması karşısında kocasının onun cesaretine duyduğu hayranlığı belirtmesi gibi. Film yönetmenin de desteklediği dönemin liberal, modernleşme yanlısı politikalarını yansıtıyor.

Bu arada belirtmeden geçmeyeyim filmin erkek karakterleri özellikle koca Subrata ve patron Himangshu derinlikli ve kompleks bir biçimde portre ediliyorlar. Oyuncuların performansları çok başarılı.

Satyayit Ray filmiyle 1964'de Berlin Film Festivalinde En İyi Yönetmen ödülünü almış.

The Big City Satyajit Ray'in hassasiyetli anlatımı, incelikli yönetimi ve oyuncularının başarılı performanslarıyla kanımca hem yönetmenin hem de sinema tarihinin en etkileyici dramalarından biri haline geliyor.

İlgilisine...

THE TRAGEDY OF MACBETH - (1971)

The Tragedy of Macbeth


Roman Polanski'nin yönettiği bu Shakespeare uyarlamasının başrollerinde Jon Finch, Francesca Annis, Martin Shaw ve John Stride var.

Filmin senaryosunu Roman Polanski ve ünlü tiyatro eleştirmeni Kenneth Tynan yazmış. Film Kenneth Branagh'ın Hamlet'i gibi komple bir uyarlama değil. Bazı replikler değişmiş, bazıları da iç ses olarak kullanılmış. Özellikle bazı repliklerin iç ses olarak kullanılması bence filme daha gerçekçi bir atmosfer kazandırmış. Ayrıca filmin finalinin ardından filme kısa ama etkili bir sahne daha eklenmiş. Donalbain (Malcolm'un kardeşi) Macbeth'in cadılarla karşılaştığı aynı yerde cadıların sesini duyuyor... Böylece tüm bunların bir döngü olduğu mesajı veriliyor.

Film görsel açıdan gerçekten etkileyici. Filmin görüntü yönetmeni Polanski ile bir çok kez çalışmış olan Gilbert Taylor. Ayrıca filmin setleri ve kostümleri de bir hayli detaylı. Filmin kostüm tasarımcısı Anthony Mendleson çalışmasıyla En İyi Kostüm dalında Bafta ödülü almış.

Macbeth Polanski'nin, eşi cinayete kurban gittikten sonra çektiği ilk film. Yazılanlara göre zamanın izleyicisi o kanlı cinayetten sonra Polanski'den böyle kanlı bir uyarlama izlemeyi pek beklemiyormuş. Ayrıca filmi finanse edenler arasında Hugh Hefner yani Playboy Productions olunca filmin erotik bir uyarlama olabileceği düşüncesi olumsuzluk yaratmış. Sonuçta işler gişede pek iyi gitmemiş ve film bir hayli zarar etmiş.

Film, Polanski'nin gerçekçi yaklaşımıyla, oyuncularının başarılı performanslarıyla ve görselliğiyle kanımca en iyi Macbeth uyarlamalarından biri olmuş.

İlgilisine...

1 Eylül 2016 Perşembe

LUST FOR LIFE - (1956)

LUST FOR LIFE

Ünlü ressam Vincent van Gogh'un hayatını konu alan biyografik filmin yönetmen koltuğunda Vincent Minnelli oturuyor. Filmin senaryosunu ise Irving Stone'un aynı adlı romanından Norman Corwin uyarlamış.

Filmin başrolünde Kirk Douglas kariyerinin en iyi oyunculuklarından birini sergiliyor, gerçekten kendini rolüne kaptırmış. Yardımcı rollerde Anthony Quinn (Gauguin) ve James Donald (Theo van Gogh) öne çıkan isimler. Gauguin rolünde Anthony Quinn performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazanmış. Douglas ve Quinn, Van Gogh ve Gauguin arasındaki dalgalı ilişkiyi gayet iyi yansıtmışlar.

Filmin dış çekimlerinde mümkün olduğunca otantik olmak isteyen Minnelli, filmini van Gogh'un resimlerini yaptığı Hollanda, Belçika ve Fransa'da çekmiş.

Filmin görüntü yönetmenleri iki büyük usta: Freddie Young ve Russell Harlan. Filmin renk paleti ressamın renklerini referans almış. CinemaScope olarak çekilen (2.55:1) filmde özellikle geniş açı sahnelerde yapılan panlarda formata özgü olarak distortion belli oluyor. Filmin renkleri ise Metrocolor(MGM stüdyosunun renkli film prosesi-diğer adıyla AnscoColor. Technicolor'un üç ayrı renkli film tekniğinden farklı olarak tek karede üç katman kullanıyor) ile sağlanmış. Maalesef bu proses uzun zaman aralığında rengi muhafaza edemediğinden filmin renkleri günümüzdeki birçok baskısında solmuş. Ancak film, orijinal kamera negatifinden 4K çözünürlükte taranıp detaylı bir restorasyondan geçirilerek başarılı bir şekilde restore edilmiş. Filmin blu-ray baskısını tavsiye ederim (Bu arada keşke blu-ray diske restore edilmiş 5.1 ses miksinin yanına restore edilmiş orijinal ses miksini de bir seçenek olarak koysalar çok güzel olurdu).

Lust for Life Vincent Minnelli'nin kamerasını iyi oyunculuklara ve güzel görsellere odakladığı iyi bir dramatik biyografi uyarlaması.

İlgilisine...

CAMILLE - (1921)

CAMILLE

Ray C. Smallwood'un yönettiği bu sessiz film klasiğinin başrollerinde Alla Nazimova ve Rudolph Valentino var.

Filmin senaryosunu Alexander Dumas, fils'in Kamilyalı Kadın (La Dame aux Camélias) adlı romanından 1920'li yıllara June Mathis uyarlamış.

O dönemler bir hayli popüler olan kitap bu filmden önce de iki kez sinemaya aktarılmıştı. Bu filmden sonra da kitap 1936 yılında yine artık bir klasik hâline gelmiş olan George Cukor'un yönetip Greta Garbo'nun başrolü oynadığı filmle de beyaz perdeye uyarlanır.

Filmde dönemin yıldız oyuncusu Alla Nazimova unutulmaz bir oyunculuk sergilerken, Valentino'nun ise daha ününün zirve yapıp efsane statüsüne ulaşmadan önceki yıllarındayız. Ancak belirtmeliyim ki film çekilirken olmasa da filmin gösterime girdiği sıralarda Valentino'nun ünü bir hayli yayılmış olduğundan filmin gişe gelirleri beklenenin üzerinde olmuş.

Filmi, George Cukor'un 1936 uyarlamasının dvd'sinde bulup izlemiştim. Peter Vantine'nin bestelerinin de filme dramatik olarak çok güzel uyduğunu düşünüyorum.

İlgilisine...

1 Ağustos 2016 Pazartesi

NORTH BY NORTHWEST - FİLMİN KESME-KESME, PLAN-PLAN KURGU VE KAMERA ANALİZ NOTLARI

NORTH BY NORTHWEST

FİLMİN KESME-KESME, PLAN-PLAN KURGU VE KAMERA ANALİZ NOTLARI


Kendimi teknik açıdan geliştirebilmek için sevdiğim filmleri DVD’den tek bir video dosyasına çevirip(rip edip) kurgu programına koyarım. Ardından filmdeki her kesmeyi tespit edip kurgu programında ben de keserim. Tüm bu işlem bitince kesme-kesme ve plan-plan filmi kare-kare izler, incelerim. Ve sonra da silerim…

İşte bu işlemi North by Northwest’e uygulamak üzereyken bu analizi kalıcı kılmak amacıyla dokümante etmeyi istedim. Açıkçası bu çalışmayı hazırlamak tahmin ettiğimden uzun sürdü.

Kendim için hazırladığım bu çalışmadan belki sinema öğrencileri, sinefiller, filmin hayranları vs. bir fayda çıkarabilirler.

Özgür Çetimen

Çalışmayı aşağıdaki linklerden indirebilirsiniz.

Link [PDF (610 sayfa) - 144 MB]

Alternatif Link [PDF (610 sayfa) - 144 MB]

(Bilgi: Çalışma dosyasını İnternete koymadan önce virüs taramasından geçirdim.)

[Not: Genel yazım hatalarını ve bazı çekim ölçeklerindeki yazım hatalarını düzeltip ikinci baskısını ilerde buraya koyacağım. (08.2020)]

THE DEVILS - (1971)

THE DEVILS (Şeytanlar)

Ken Russell'ın yönetip yazdığı filmin senaryosu Aldous Huxley'in The Devils of Loudun adlı romanı ile bu romandan John Whiting'in uyarladığı The Devils adlı tiyatro oyununa dayanıyor.

Filmin başrollerinde Oliver Reed ve Vanessa Redgrave var. Oliver Reed filmde kanımca en iyi performanslarından birini sergilerken Vanessa Redgrave de kamburundan ötürü dışlanmış, bastırılmış cinselliğini kontrol edemeyen, psikolojisi bozuk rahibe Jeanne rolünde gayet iyi ve ürkütücü.

17. yüzyıl Fransa'sında Kardinal Richelieu gücünü arttırıp Fransa'daki protestan isyanlarını önlemek için Loudun kasabasını yıkmak istemektedir. Bu hususta ona izin vermeyen kralı ikna etmek için yoğun bir şekilde çabalamaktadır. Loudun kasabasında ise vali ölmüş ve yönetimi halk tarafından beğenilen ama kendi içinde ve yaptıklarıyla birçok çelişkiye sahip olan rahip Urbain Grandier'e (Reed) bırakmıştır. Kasabanın kontrolünü ele geçirmenin Grandier'i devirmekte gören Richelieu, Grandier'in açıklarını aramaya başlar. Bu sırada Grandier'e tutkun olup ondan yüz bulamayan rahibe Jeanne kıskançlıkla yalanlar söylemeye başlar ve kısa süre içinde Grandier'in tüm düşmanları ona karşı birleşirler.

Film din ve devlet birliği, dinin politikanın hizmetkârı haline gelmesi; bireysel, toplumsal ve dini histeri üzerine sert ve etkileyici bir eleştiri, hatta acı bir taşlama.

Film birçok sert eleştiri alsa da, birçok ülke de gösterimi yasaklansa da kimse bu filmi yaptığından ötürü yargılanıp hapse atılmamış ya da öldürülmemiş. Açıkçası filmi izlerken bu filmin içeriğinin islami bir topluma uyarlanarak yeni bir filmi yapılsa ölecek insanların haddi hesabı ne olur diye düşünmeden edemedim.

Bu arada ilginçtir film İtalya'da yasaklanmasına rağmen Venedik Film Festivali'nde En İyi Yönetmen ödülünü almış.

Film gerek görsel açıdan içerdiği işkence ve cinsellik sahneleriyle; gerek sınırları geçip tabuları yıkmasıyla birçok izleyiciyi zorlayabilecek bir film. Zamanında X kategorisine alınmış filmin birkaç versiyonu var. İngiltere'de BFI'dan çıkan filmin 111 dakikalık X versiyonunu içeren dvd baskısı gayet iyi ve dolu bir içeriğe sahip(yalnız PAL DVD transferinde %4 kısalma olduğundan süresinin 107 dakika olarak yazılması kafanızı karıştırmasın).

İlgilisine...

THE NURSE (L'infermiera) - (1975)

THE NURSE (L'infermiera)

Nello Rossati'nin yönettiği, yapımcılığını ise ünlü yapımcı Carlo Ponti'nin üstlendiği bu İtalyan erotik komedi filminin başrollerinde Ursula Andress ve Duilio Del Prete var. Ursula Andress hemşire Anna rolünde baş döndürücü... Filmin yardımcı rollerinde öne çıkan isimler ise Luciana Paluzzi ve Jack Palance. Ancak Jack Palance'ın rolü çok kısa; toplamda üç-dört dakikalık bir süreye denk geldiğini belirtmeliyim.

Filmin kısaca konusu: Zengin ve çapkın bir dul olan Leonida kalp krizi geçirir. Bu sırada sahip olduğu üzüm bağlarını satın almak isteyen Amerikalı bir iş adamı gelip ailesine yüklü bir para teklifi yapar. Ailenin bağları satabilmesi için Leonida'nın ölmesi gerekmektedir. Bu sorunu çözmek için ailenin işbilir üyesi Benito, Leonida'ya ikinci bir kalp krizi geçirtmeyi planlar. Bu amaçla eski bir tanıdığı olan güzel ve seksi Anna'yı hemşire olarak işe alır.

Yönetmen Nello Rossati düşük bütçeli La Nipote adlı filminden sonra yapımcı Carlo Ponti'nin dikkatini çekmiş ve bu filmde bir araya gelmişler. Rossati düşük bütçesine rağmen filmi altı buçuk haftada çekebilmiş.

Gianfranco Plenizio'nun bestelediği tema müziği de filmden akılda kalanlardan...

Bu arada filmin merkezindeki seksi ve kurnaz karakterin mesleğinin hemşirelik olmasını hemşire dernekleri uygunsuz bulmamış olacaklar ki filmi protesto edip, yasaklatmaya çalışmamışlar. Herhâlde filmin yetişkinler için bir fantezi olduğunu ve perdeye yansıyanın da mesleğin değil de karakterin olduğunu düşünmüş olacaklar. 

Özellikle 70'li yıllarda İtalya ve İngiltere'de çekilen seks komedileri olsun, sömürü filmleri ve bunların alt türleri olsun bu ülkelerde sinema tarihlerinin bir parçası ve dönemlerinin bir yansıması olarak sanatsal ve politik açıdan önem arz ediyorlar. Öyle ki filmlerin restore edilmiş kopyaları sürekli ev sinemasına(dvd/blu-ray vs.) kazandırılarak sinemaseverlerle buluşuyor. Ayrıca bu filmlerde oynayan oyuncuları da küçümsememişler ya da oyuncuların üzerinde bir baskı oluşturarak onları neredeyse bu filmlerde oynadıklarından ötürü özür diler hale getirmemişler. Enteresan...

Nostalji yapıp eğlenceli bir İtalyan seks komedisi izlemek isterseniz The Nurse kötü bir tercih olmaz.

İlgilisine...