1 Kasım 2018 Perşembe

NINOTCHKA - (1939)

NINOTCHKA

Ernst Lubitsch'in yönettiği bu komedi klasiğinin başrollerinde Greta Garbo ve Melvyn Douglas var.

Üç Sovyet yetkili -ekonomik açıdan zorlu günler geçiren ülkeleri için- Paris'e değerli mücevherler satmak üzere gönderilir. Ancak mücevherler devrimden Paris'e kaçan Büyük Düşes Swana'ya aittir. Düşes bunu haber alır ve mücevherlerine kavuşmak için sevgilisi Kont Leon'dan yardım ister. Leon(Douglas) üç Sovyet yetkilinin mücevherleri satmasını engeller ve onları ağına düşürür. Bunun üzerine Sovyetler yüksek disiplinli yoldaş Nina Yakushova'yı işleri düzeltmesi için Paris'e gönderir. Nina şehri gezerken Kont Leon'la tanışır. Birbirlerinin kim olduklarını bilmeyen ikilinin arasında bir aşk doğar ama gerçek ortaya çıkınca işler sarpa sarmaya başlar.

Filmin gerek öyküsüyle gerek diyaloglarıyla ustaca yazılmış olan senaryosunu büyük usta Billy Wilder, Charles Brackett ve Walter Reisch kaleme almışlar. Filmin öyküsü, çıkış noktası ise Melchior Lengyel'e ait.

Hikâye klasik zıtların çekimi ve çatışmasıyla başlıyor(Bolşevik-Kapitalist), çiftimiz aşık oluyor ve sonunda bir taraf ödün verip diğerine uyum sağlıyor. Ninotchka politik hicivle sarılı bir romantik komedi.

Film İkinci Dünya Şavaşı öncesi çekilip savaşın başlamasından bir ay sonra gösterime çıkmış. Tahmin edebileceğiniz gibi film Sovyetler Birliği'nde yasaklanmış. Hele filmin sonunda tüm ana Sovyet karakterlerin batıyı ve kapitalizmi seçmesinin bu yasaklama kararında büyük etkisi olsa gerek. Bu arada Amerika'nın 1941'de savaşa girmesiyle ve Sovyetler Birliği'yle müttefik olmasıyla birlikte Soğuk Savaş dönemine kadar Sovyetlere karşı böyle baskın bir eleştiri -hiciv de olsa- içeren pek Hollywood filmi yok sanırım.

Greta Garbo oynadığı birçok melodramdan sonra arayışında olduğu komediyi ve o komediyi yaratacak ekibi bulmuş. Garbo daha önce As You Desire (1932) adlı filmde başrolü paylaştığı Melvyn Douglas'la yine bir araya geliyor ve aralarında çok güzel bir uyum var (Ayrıca Garbo ve Douglas bu filmden sonra 1941'de Cukor'un Two-Faced Woman adlı filminde de birlikte başrolü paylaşmışlar). Büyük Düşes rolünde Ina Claire gayet başarılı. Filmin komedisine büyük katkıda bulunan Sig Ruman(Iranoff), Felix Bressart(Buljanoff) ve Alexander Granach(Kopalski)'ı da unutmayalım. Ha bir diğer unutulmaması gereken oyuncu da filmin sadece sonunda arz-ı endam eden Razinin karakterini canlandıran Bela Lugosi! Lugosi kısa ekran süresine rağmen varlığıyla ve karizmasıyla akıllarda kalıyor.

Film 1940'da En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Senaryo ve Orijinal Öykü dalında Oscar'a aday gösterilmiş.

Ninotchka, yönetmen Ernst Lubitsch'in dokunuşuyla, iyi yazılmış senaryosuyla ve de oyuncularının başarılı performanslarıyla sinema tarihinin klasikleri arasında yerini hakkıyla alıyor.

İlgilisine...

1 Ekim 2018 Pazartesi

THE EARRINGS OF MADAME DE... (Madame de...) - (1953)

THE EARRINGS OF MADAME DE... (Madame de...)

Max Ophüls'ün yönettiği bu romantik dramın başrollerinde Danielle Darrieux, Charles Boyer ve Vittorio De Sica var.

Filmin senaryosunu Louise de Vilmorin'in aynı adlı kısa romanından Marcel Achard, Max Ophüls ve Annette Wademant uyarlamış. Romanı okumadım ama yazılanlardan romana çok sadık kaldıklarını sanmıyorum.

19.yüzyıl, Paris... Soy adını bir türlü öğrenemediğimiz Madame Louise de... (Darrieux) general olan kocası Andre'nin(Boyer) evlenme hediyesi olarak verdiği küpeleri satar. Andre durumu öğrenir ve küpeleri yeniden satın alıp Konstantinopolis'e giden metresine verir. Metresi de kumar parası için küpeleri satar. Ve bir süre sonra İtalyan diplomat Baron Fabrizio Donati(De Sica) küpeleri satın alır ve Paris'e gelir. Paris'de Louise'i görüp aşık olur, Louise de Baron Donati'nin aşkına karşılık verir. Baron aşkının ifadesi olarak küpeleri 'ilk sahibesine' geri verir. Aralarındaki ilişkiyi öğrenen Andre bu duruma bir süre izin verir ama sonra işler değişir.

Danielle Darrieux ve Charles Boyer 17 yıl önce birlikte rol aldıkları Anatole Litvak'ın Mayerling filminden sonra yine bir araya geliyorlar. Tabii ikisi de daha tecrübeli ve bu tecrübelerinin yansımasıyla filmdeki rollerini başarıyla canlandırıyorlar. Özellikle de Charles Boyer... Ophüls'ün ise --DD için söylediklerine bakılırsa-- Darrieux'a büyük bir hayranlık beslediği ortada. Vittorio De Sica'ya gelince o da rolünün hakkını veriyor. Ophüls başta -kendisi gibi bir yönetmen olan- De Sica'yı yönetmekte çekinceli olsa da ikili kısa sürede anlaşıp, iyi iki dost olmuşlar ve işler sorunsuz gitmiş.

Ophüls hem oyuncuları hem kamerayı hareket hâlinde seviyor. Uzun takip ve şaryo çekimleri yeri geldiğinde vinç çekimleriyle birleşiyor, bir yandan da kusursuz panlar, tiltler... Ayrıca Ophüls kesmeden uzun sekanslar çekiyor. Bu tarz sekanslarda kameranın ve oyuncuların konumu, hareketlerin zamanlaması, netlik kusursuzca olmalı. Bu tür sahneler yaratmak iyi bir planlama, zaman ve ustalık gerektirir. Artık bu tarz mizansenler yaratabilen yönetmenler günümüzde çok az. Ancak filmin kamera çalışması bazı eleştirmenler tarafından biraz fazla bulunmuş ama ben onlara katılmıyorum. Filmi bir de sessiz olarak izlerseniz filmin harika kamera çalışmasını daha iyi analiz edebilirsiniz. Filmin sinematografı birçok klasik filmde çalışmış olan Christian Matras.

Ophüls başta tüm filmi aynalardan çekmeyi istese de yapımcılar bunu kabul etmemiş. Özellikle balo sahnesinde çok güzel bir ayna sahnesi var. Balo sahnesi demişken filmin sanat yönetimi ve kostümleri filme ve atmosferine çok şey katıyor. Filmin sanat yönetmeni Ophüls'ün birçok kez birlikte çalıştığı ve Ophüls'ün La ronde adlı filmindeki işiyle Oscar'a aday olmuş Jean d'Eaubonne. Filmin kostüm tasarımcıları ise Georges Annenkov ve Rosine Delamare. İkisi de bu filmdeki başarılı işleriyle Oscar'a aday olmuşlar.

Ophüls'ün en bilinen ve başyapıtlarından biri olan Madame de... trajik hikâyesi, oyuncularının başarılı performansları, Ophüls'ün yönetimi ve kamera çalışmasıyla sinema tarihinin unutulmaz filmlerinden biri.

İlgilisine...


THE EXECUTIONER (El Verdugo) - (1963)

THE EXECUTIONER (El Verdugo)

Luis Garcia Berlanga'nın yönettiği bu trajik kara komedinin başrollerinde Nino Manfredi, Emma Penella ve Jose Isbert var.

Filmin senaryosunun çıkış noktası Berlanga'nın bir avukat arkadaşının anlattığı hikâyeden etkilenerek aklına gelen bir imajla başlamış: Bir idam mahkumu idama götürülürken panikler, aynı zamanda infazı gerçekleştirecek görevli de panikler ve caymak ister. Bunun üzerine diğer görevliler ikisini de yatıştırmaya çalışırak onları idamın gerçekleştirileceği yere sürüklerler. Bu imajı doksan dakikalık bir filme çevirmek ise yönetmenin yaklaşık iki yılını alır. Ve senarist Rafael Azcona sonunda Berlanga'nın istediği senaryoyu yaratır.

Bir infaz sonrası cenaze levazımatçısı Jose Luis Rodriguez -istemeyerek de olsa- evine bıraktığı cellat Amadeo'nun kızı Carmen'le tanışır. Biri cenazeci olduğu için, diğeri ise cellatın kızı olduğu için hayatlarında sevgili edinemeyen ikilinin arasında bir ilişki başlar. Jose Almanya'ya gidip yeni bir iş bulmak istese de Carmen'in hamile kalmasıyla bu hayali iptal olur. Evlenirler, çocukları olur. Ardından devlet tarafından Amadeo'ya verilen daireye taşınırlarken evin onlarda kalması için Carmen'in bekar olması ya da damadın devlet görevlisi olması gerekmektedir. Jose evi kaybetmemek için Amadeo'nun baskısıyla cellat olarak işe başvurur. Ve günlerden bir gün göreve çağrılır...

Film bir İspanya-İtalya ortak yapımı olduğundan yapımcılar başrol için hem İtalya'da hem de İspanya'da tanınan bir oyuncu istemişler. Ve bu arzuları onları Nino Manfredi'ye götürmüş. Manfredi filmde başarılı bir performans sergilerken Jose Isbert de performansıyla adeta rol çalıyor.

Filmde yönetmen Berlanga karşı olduğu ölüm cezasını eleştirirken bir yandan da bireyin toplum ve devlet tarafından nasıl yapmak istemediği şeylere yönlendirilebileceğini gösteriyor. Alt metin olarak da toplumsal ve siyasi eleştirilerini mümkün mertebe(Franco rejiminden ötürü) filmine yansıtıyor.

Filmi, 4K çözünürlükteki kare-kare elde(manual) yapılmış restorasyonundan izleme fırsatım oldu, gerçekten çok başarılı bir restorasyon çalışması olmuş. Filmin sansürcüler tarafından kesilen kısımları özellikle de sahne ortasındaki kesmeler belli oluyor(kısa bir atlama oluyor), acı bir iz... Bunun dışında film sesli çekilmediğinden yapılan dublajda diyalog ve dudak uyumsuzluğu bir hayli fazla, bu da izlerken dikkatinizi dağıtabiliyor.

Venedikte'de Altın Aslan'a aday olan film törenden FIPRESCI Ödülü'nü alarak ayrılmış. Bu arada film İtalya'da gösterilirken filmin İspanya'da üstünde durulmayan alt metinlerini okuyan insanlar Franco rejimini ve ölüm cezasını protesto etmeye başlarlar(protestolara o dönem Franco rejiminin komünist lider Julian Grimau'yu idam cezasına çarptırmasının ve bu hususta uluslararası baskı altında olmasının da büyük katkısı var). Bunun üzerine Franco rejimi filmi İspanya'daki sinemalardan çektirir, Berlanga ağır bir şekilde eleştirilir ve bir süre(3-4 yıl) sinema filmi çekemez.

The Executioner alt metninde politik ve toplum eleştirisi barındıran ince bir kara mizah örneği.

İlgilisine...

1 Eylül 2018 Cumartesi

FANTASTIC PLANET (La planète sauvage) - (1973)

FANTASTIC PLANET (La planète sauvage)

Animasyon yönetmeni René Laloux ile sürreal ressam ve yazar Roland Topor bu animasyon klasiğinde yine bir araya gelmişler.

Daha önce birlikte çalıştıkları Les temps mort ve Les escargots(salyangozlar) gibi çok başarılı iki kısa animasyon filminde olduğu gibi bu filmde de Rene Laloux filmin yönetmenliğini üstlenirken Roland Topor çizim ve tasarımları üstlenmiş. İkili Fantastic Planet'in senaryosunu Stefan Wul'un romanından(Oms en série) birlikte uyarlamışlar.

Fantastik Gezegen'imizde Draag'lar mavi renkte, insanımsı canlılardır. Oms'lar ise insandır. Ancak Draaglar insanlardan çok daha büyüktür, öyle ki insanlar onların avuçlarının içine sığabilmektedir. Ayrıca Draaglar teknolojik açıdan da çok ileridirler ve gezegenin kontrolü onlardadır. Omslar ise Draaglar için birer hayvan gibidirler. Ve iki tür arasında bir iletişim yoktur. Bir gün -bir insanın küçük bir böcekle oynadığı gibi- kucağında bir bebek olan bir Oms ile oynayan Draag çocukları anneyi öldürür. Tiva adlı Draag küçük bebeği evcil hayvanı olarak alır ve ona Terr adını koyar. Terr büyüdüğünde sahibinden kaçar ve vahşi doğada yaşayan diğer Omslara(insanlara) katılır. Onlara Draaglar'dan çaldığı ve bir bilgi kaynağı olan tacı da getirir. Omslar bilgiyle yükselir ve Draaglara karşı savaşırlar. İki toplum zamanla birbirlerini anlayabilecek ve barışa ulaşabilecekler midir?

Topor'un kendine has mizacı ve mizahı filmin her yerinde hissediliyor. Politik tarafı daha baskın olan yönetmen Laloux'un katkılarıyla film toplum eleştirisinden soğuk savaşa kadar birçok farklı okumaya açık hale geliyor: Filmde insanın konumu Draaglara verilirken insanlar da hayvanların konumuna konuyor. Buna bir nevi insanmerkezciliği(antroposantrizm) eleştirisi olarak da bakılabilir. Ayrıca Draag-Oms çatışması elit, eğitimli üst sınıf ile eğitimsiz alt sınıf çatışmasının bir yansıması olarak da görülebilir. Nitekim Omslar bilgiyle yükselerek Draaglara denk olabildiler. Terr kaçıp diğer insanlara katıldığında ise insanın kendiyle ve diğer insanlarla olan ilişkileri, çatışmaları; öldürme, ölüm, eziyet etme, savaş ve hayatta kalma gibi birçok tema da gözler önüne seriliyor. Açıkçası filmin orijinal ismine sadık kalırsak 'Vahşi Gezegen' ismi gerçekten de filme daha uygun bir isim.

Bu arada Fantastik ya da Vahşi Gezegen dünyanın ta kendisi olabilir. Çünkü filmde insanlığın geçmişine ait "arkeolojik" kalıntılardan bahsedilen kısa bir bölüm var: tren rayları vs gibi. Bu da gezegenin -belki insanlığın atomik bombalarla medeniyetlerini yok edip yeniden başa döndüğünü ve bu sırada da dünya dışından gelen Draagların dünyanın kontrolünü ele geçirdiği düşünülebilir. Maalesef filmin uyarlandığı romanı henüz okuma fırsatım olmadı. O yüzden filmle kıyaslayıp, bu teorileri teyit edemiyorum.

Laloux'un ilk uzun metrajlı animasyonu olan film hem finansal hem animasyon imkanlarından dolayı Çekoslovakya ortalığında gerçekleştirilmiş ve zorluklarla beş yılda tamamlanabilmiş. Topor ise proje üzerinde sadece Fransa'dan çalışmış. Topor'un yaptığı dizaynlara Çek animatörler hayat vermişler. Bu arada Çek ekibin filmi daha "milli" kılabilmek için ekipteki "tek yabancı olan" Laloux'u yönetmen koltuğundan indirme girişimi bile olmuş. Ama Laloux koltuğunu korumuş. Daha sonra ise rejim değişikliği sonucunda Komünist yönetimden olası bir baskı görmemek için projeyi Paris'e taşımış.

Alain Goraguer'in bestelediği filmin müzikleri filmin hikayesini başarıyla desteklerken gezegenin tekinsizliğini, gariplik ve ilginçliklerini de içinde müzikal olarak barındırıyor ve filmle bütünleşiyor diyebilirim.

Film 1973'de Cannes'da Altın Palmiye'ye aday olmuş ancak törenden Özel Juri Ödülü'yle ayrılmış. Amerikan Film Akademisi'nin filmi görmezden gelmesi ise bence Akademi'nin yaptığı büyük hatalardan biri.

Fantastic Planet öyküsüyle, anlatımıyla, çizim ve tasarımlarıyla; ve de müziğiyle eşsiz ancak içinde yaşanılanların ise hayli tanıdık olduğu fantastik bir dünya yaratmış.

İlgilisine...

IT CAME FROM OUTER SPACE - (1953)

IT CAME FROM OUTER SPACE

Jack Arnold'un yönettiği bu kült bilimkurgu klasiğinin başrollerinde Richard Carlson, Barbara Rush ve Charles Drake var.

Ray Bradbury'nin romanından uyarlanan filmin tretmanını bizzat Ray Bradbury yazmış. Tretmanı senaryo hâline getiren ise Harry Essex. Filmdeki birçok şiirsel diyaloğun kaynağının Bradbury olduğu ise aşikâr.

Amatör gök bilimci John Putham(Carlson) ve nişanlısı Ellen(Rush) bir akşam birlikte gökyüzüne bakarlarken bir gök taşı çöle çarpar. John abisinin kullandığı helikopterle ve yanında da Ellen ile birlikte kratere herkesten önce ulaşır. John, abisini ve Ellen'ı geride bırakıp kraterin içine iner ve orada dünya dışı varlıklarla karşılaşır. Ancak düşen kayalar uzay gemisini kapatır ve kimse John'un anlattıklarına inanmaz. Kısa süre sonra kasabada garip olaylar meydana gelmeye başlar.

Oyunculuklar 50'li yıllara özgü olarak biraz tiyatral ancak Richard Carlson rolünü başarıyla canlandırıyor, Barbara Rush'da performansıyla o yıl Altın Küre'de En İyi Yeni(gelen) Oyuncu Ödülü'nü almış. Charles Drake'in şerif karakteri ise diğer karakterlere göre daha derinlikli ve canlandırıcısı da iyi bir performans sergiliyor.

Filmde dönemin Amerikan toplumuna ve psikolojisine dair birçok şey görüyoruz(o dönem üretilen birçok bilim kurgu, fantezi filminde olduğu gibi). 50'li yılların bilim kurgu, fantezi filmlerinde uçan daireler, dünya dışı varlıklar, radyasyon ve etkileri, atom bombası, medeniyetin atomik bir dünya savaşıyla yok olması gibi konular sıklıkla karşımıza çıkıyor -gerçi bunlar günümüzde de önemini koruyan ve hâlâ filmlere konu olan temalar. Ayrıca soğuk savaşın da büyük katkısıyla paranoya dönemin bilim kurgu ve fantezi filmlerinde en çok işlenen temaların başında geliyor. Hollywood'a dönem-dönem baktığınızda üretilen filmlerde film yapımcıları sıcak gündemi, yeni keşifleri, yeni teorileri, toplumun ilgi duyduğu şeyleri ve psikolojisini hep yansıtıyorlar. Kaçış filmi olsalar bile... (Türkiye'de ise üretilen ana akım film ve dizilerde maalesef bunu fazla göremiyoruz). Ve özellikle de bilim kurgu ve fantezi türündeki filmler sosyal okumalara açık olduklarından güzel bir analiz imkanı sağlıyorlar. Universe According to Universal adlı yapım belgeselinde bir konuğun dediği gibi -kelime kelime hatırlamıyorum ama sanırım şöyleydi: Bilim kurgular dünya dışına ve dünya dışı varlıklara bakarken aslında dünyayı ve insanları inceliyorlar.

Film Universal Stüdyosu'nun gösterime çıkan ilk 3-boyutlu filmi. Ben de filmi sonunda orijinal hâlinde 3-boyutlu olarak izleme fırsatına sahip oldum(3-boyutlu blu-ray baskısından). Jack Arnold kompozisyonlarıyla 3. boyutun getirdiği derinliği(z eksenini) başarıyla kullanıyor. Böylece hem izleyiciyi irkilten sahneler çekmiş (örneğin kraterde yukarıdan yuvarlanan taşlar, meteorun ekrana çarpması vs.) hem de derinliği kompozisyonun ve sahnenin dramatikliğini arttırmak için başarıyla kullanmış (örneğin Ellen'ın arkasından uzanan el, şerifin ön plandaki tabancasına uzanışı vs.). Bu sahneleri 2 boyutlu izlediğinizde üzerinizde tam olarak aynı etki uyanmıyor. Filmin hem aydınlatması hem de üç boyutlu sinematografisi çok başarılı. Filmin sinematografı -aynı zamanda özel efekt çekimlerinde de bir usta olan- Clifford Stine.

Ha, bir de dünya dışı varlığın gözünden bakış açısı(POV) çekimlerini de unutmayalım. Bradbury'nin yazdığı orijinal tretmanda dünya dışı varlıklar kendi gerçek hallerinde hiç görülmüyorlarmış. Ancak çekimlerden sonra/ya da çekimlerin sonuna doğru Universal Stüdyo yetkilileri böyle pahalı ve üç boyutlu bir filmde seyircinin dünya dışı canlıları görmeyi arzulayacağını düşündüklerinden film için hızla bir uzaylı yaratılmış. Hızla yapılmış ama gerçekten etkili ve akılda kalıcı bir tasarımı var. Aslında ona baktığınızda konsantre olduğunuz asıl şey: o tek kocaman göz. Monsters Inc. adlı animasyondaki yeşil Mike karakteri sanki bu filmden esinlenilmiş gibi(bunun için bir kanıtım/referansım yok, sadece izlerken aklıma geldi).

It Came From Outer Space hayal gücünüzü harekete geçiren, iyi yazılıp iyi yönetilmiş heyecan dolu bir bilim kurgu.

İlgilisine...

1 Ağustos 2018 Çarşamba

THERE'S ALWAYS TOMORROW - (1955)

THERE'S ALWAYS TOMORROW

Douglas Sirk'in yönettiği bu melodramın başrollerinde Barbara Stanwyck ve Fred MacMurray var.

Filmin senaryosunu Ursula Parrott'un aynı adlı romanından senarist ve oyun yazarı Bernard C. Schoenfeld uyarlamış.

Cliff Groves başarılı bir oyuncak üreticisidir ancak monoton özel hayatında ne karısı Marion'dan ne de çocuklarından ilgi görememektedir. Gün geçtikçe yalnızlaşan Cliff'in karşısına 20 yıl önce ayrıldığı ve onu hâlâ seven Norma Vale çıkar. Norma da iş hayatında başarılı ama özel hayatında yalnızdır. İkisi birbirlerinin yaralarına merhem olmaya başlarlar.

Fred MacMurray duygusal açıdan kapana kısılmış yalnız koca Cliff'i ustalıkla canlandırırken Stanwyck de başta kararlı ama sonrasında çelişkilere düşen Norma Vale karakterine başarıyla hayat veriyor. Ayrıca film ikilinin kariyerleri boyunca birlikte oynadıkları dört filmin sonuncusu. Bu filmlerden Wilder'ın klasik noir filmi Double Indemnity akla ilk geleni sanırım.

Joan Bennett rolünün gereği olarak sade bir oyunculuk sergilerken yardımcı oyunculardan da William Reynolds öne çıkan isim oluyor.

Filmin finalinde -50'li yılların Hollywood'unu göz önüne aldığınızda- Malle'in The Lovers filmindeki gibi bir sürprizi doğal olarak beklemiyorsunuz. Cliff'in ailesine döneceği baştan belli. Ancak yine de karakterlerin içinde bulundukları ruh durumları, çelişkileri ve oyuncuların performansları sonunda ne olacağını bilseniz de ilginizi ayakta tutuyor ve izleyiciyi etkiliyor.

Ancak Sirk'in orijinal finali son kurguda kalsaydı hayli etkili bir son olabileceğini düşünüyorum: Cliff pencereden dışarı gökyüzüne bakıp aşkı, mutluluğu, ve gençliğini temsil eden Norma'yı taşıyan uçağın gidişini izlerken masanın üzerindeki oyuncak robot kameraya doğru hareket ediyor (son kurgudaki gibi ekran kararmıyor) ve robot masadan düşüyor. Yerde yan yatmış oyuncak robot bir süre çırpınır ve ardından durur. Ekran kararır, Son. Sirk, otomatik ve bozuk robotun Cliff'i sembolize ettiğini ve bu sonun Cliff'in umutsuzluğunu vurguladığını belirtiyor (Link). Ancak Sirk depresif bulunan bu sonu bir parça umut veren yeni bir son çekerek, değiştirmiş. Cliff'in yine kafesinde kaldığı yeni bir mutlu 'mutsuz' son.

Ayrıca Sirk dışarıdan bir bakışla(Sirk savaş öncesi Almanya'dan Hollywood'a gelmiştir) 50'lilerin Amerikan aile idealinin mekanikliğini de filmin alt metninde eleştiriyor.

Sirk o dönem çektiği diğer melodramlarındaki gibi bu filmini renkli çekmemiş. Siyah-beyaz çekilme sebebini bilmiyorum ama filmi renkli hayal ettiğimde -hele diğer Sirk filmleri gibi canlı, satüre renklerle- siyah-beyaz kadar etkili olmayacağını düşündüm. Sirk'in mizansenleri ve kompozisyonları özenli, kamera da yine Sirk'in sevdiği gibi hareketli. Filmin sinematografı usta isimlerden Russell Metty.

There's Always Tomorrow Douglas Sirk'in yönetimi ve oyuncularının performanslarıyla başarılı bir melodram.

İlgilisine...

ONE MILLION YEARS B.C. - (1966)

ONE MILLION YEARS B.C.

Don Chaffey'in Hammer stüdyosu için yönettiği bu bol aksiyonlu macera filminin başrollerinde Raquel Welch ve John Richardson var.

Tumak ve kardeşi Sakana, babalarının yönettiği vahşi kabilelerinde, aralarında güç mücadelesi vermektedirler. Aynı zamanda babalarının otoritesine karşı da mücadele içindedirler. Bir gece Tumak yemekten ötürü babasıyla kavga eder ve kaybeder. Kabilesinden sürülür. Sürgünde daha önce hayatta kalmak ve avlanmaktan ötürü yapmadığı şeyi: etrafındaki dünyayı keşfetmeye başlar. Ölmek üzereyken Loana'nın üyesi olduğu 'medeni' bir kabile onun hayatını kurtarır ve ona medeniyet öğretirler. Ama Tumak orada da bela çıkarır ve oradan da sürülür. Loana ise aşık olduğu Tumak'ı yalnız bırakmaz ve onun peşine takılır. Birlikte tehlikelerle dolu bir yolculuğa çıkarlar. Bu yolculukta olanlar onları Tumak'ın kabilesine geri götürecektir.

Film, 1940 yapımı Hal Roach ve oğlunun yönettiği aynı isimli filmin yeniden yapımı. Maalesef orijinal 1940 yapımı filmi izleme şansım henüz olmadı.

Filmin senaryosunu Brian Clemens yazmış ancak filmde (karakterlerin isimlerini söyledikleri ve de söylenen birkaç ifade dışında) diyalog yok. Tam bir saf sinema yapma imkanı ve yönetmen Don Chaffey kanımca bu hususta, görsellerle hikâye anlatmakta gayet iyi bir iş çıkarmış.

Filmin etkileyici görsel efektlerinin yaratıcısı ise büyük usta Ray Harryhausen. Harryhausen stop motion sahnelerde gerçekten ustalığını konuşturuyor. Özellkle oyuncular ve stop motion kuklalarının aynı karede olduğu sahnelerdeki iki taraf arasındaki etkileşimin yaratımı çok başarılı. Harryhausen'in ustalığı sadece stop motion tekniğinde ustalaşmış olmasından değil kuklalara kazandırdığı karakter ve onlarla gerçekte aynı sahneyi paylaşmayan oyuncularla yarattığı başarılı etkileşimden de geliyor. Elbette bunda oyuncuları yöneten yönetmenin ve kurgunun da katkısı büyük.

Filmin dış mekanları Kanarya Adaları'nda çekilmiş. Bu muhteşem mekânlar filme gerçekten bir karakter ve otantiklik katmış.

Filmin müziklerini de atlamayayım. Filmin bestecisi Mario Nascimbene bestelerine yarattığı ses efektlerini de karıştırarak enteresan ve filmle bütünleşen bir soundtrack'e imza atmış. Şu an aklıma gelen müzik ve ses efektlerini karıştıran bir diğer güzel soundtrack ise Dario Marianelli'nin Atonement soundtrack'i.

Hammer stüdyosu Welch'in oynadığı Loana karakterini önce Ursula Andress'e teklif etmiş ancak Andress başka projeleri olduğundan ötürü rolü kabul etmemiş ve rol Welch'e kalmış. Bu Welch'in işine yaramış ve film onu daha da popülerleştirmiş. Filmde giydiği kürk bikiniyle çekildiği prodüksiyon fotoğrafı tabloid gazetelerde yer alınca hem kendi popülerliği hem de gösterime girecek olan filmine ilgi artmış. Bu fotoğraf o kadar ilgi çekip popüler olmuş ki Harryhausen'in hazırladığı filmin posteri değiştirilip postere bu fotoğraftaki Welch'in imgesi konup günümüzde artık kültleşmiş olan filmin posteri elde edilmiş.

Tarihi açıdan bir doğruluk aramadan tarih öncesi dönemlerde fantastik ve tehlikelerle dolu bir maceraya çıkmak isterseniz One Million Years B.C. size bunu sunabilir.

İlgilisine...

COVER GIRL - (1944)

COVER GIRL

Charles Vidor'un yönettiği bu klasikleşmiş müzikalin başrollerinde Rita Hayworth ve Gene Kelly var.

Rusty Parker (Hayworth) Danny McGuire(Kelly)'ın işlettiği bir gece klübünde dansçıdır. Aynı zamanda ikisi birbirine de aşıktır. Rusty'nin ünlü bir derginin kapağında yeni bir yüze yer vermek için düzenlediği seçmelere katılmasıyla ve kapak kızı seçilmesiyle hayatlar ve ilişkiler hızla değişmeye başlar.

Hayworth ve Kelly'nin yanı sıra filmin yardımcı oyuncuları da gayet başarılı oyunculuklar sergiliyorlar ve özenle seçilmişler. Özellikle, Genius rolündeki Phil Silvers ve Coudair rolündeki Otto Kruger öne çıkan isimler.

Hollywood müzikallerinin usta isimlerinden Jerome Kern'ün müzikleri ve Ira Gershwin sözleriyle film birçok başarılı şarkıya sahip. Bunların arasından öne çıkan şarkı -En İyi Şarkı Oscar'ına aday olan - Long Ago and Far Away oluyor.

Bu arada filmin kendi besteleri de gayet başarılı. Besteciler, Carmen Dragon ve Morris Stoloff çalışmalarıyla En İyi Müzik Oscar'ını almışlar.

Filmin yönetmeni Charles Vidor olsa da filmin yapımcısı olan Columbia stüdyosu filmin neredeyse tüm kontrolünü Gene Kelly'e vermiş. Gene Kelly de bu fırsatı gayet iyi değerlendirmiş. Kelly'nin hep dans koreografilerini sinematikleştirmede usta olduğunu düşünmüşümdür. Bu filmdeki buna en güzel örnek ise Gene Kelly'nin ikinci kişiliğiyle(alter egosuyla) yaptığı dans. Sahne gerek teknik açıdan gerek koreografik açıdan çok başarılı ve akılda kalıcı.



Film En İyi Müzik Oscar'ını almasının yanı sıra Şarkı, Görüntü yönetmeni, Sanat Yönetimi ve Ses dallarında da Akademi ödülüne aday gösterilmiş.

Cover Girl şarkıları, müziği, dansları ve başarılı performanslarıyla zevkle izlenen bir müzikal.

İlgilisine...

1 Temmuz 2018 Pazar

ONLY ANGELS HAVE WINGS - (1939)

ONLY ANGELS HAVE WINGS

Howard Hawks'ın yönettiği havacılığın binbir tehlikesiyle şekillenen bu dramatik macera filminin başrollerinde Cary Grant ve Jean Arthur var.

Hawks ve Grant günümüzde bir klasik olmuş ama gösterime çıktığı yıl gişede büyük bir hüsrana uğrayan Bring It Up Baby'den hemen sonra bu filmde yine bir araya geliyorlar. 

Hawks ticari açıdan başarılı bir filme ihtiyaç duyduğundan kendisinin de büyük ilgi duyduğu (ki pilotluk yapmış) havacılık filmlerine yönelmiş. Çünkü o dönem havacılık gelişmekte ve halk bu konuya büyük bir ilgi göstermekteymiş. Nitekim o dönem havacılığı ve pilotları merkezine alan birçok film yapılmış. Örneğin, yine Hawks'ın The Dawn Petrol, Ceiling Zero ya da en ünlülerinden Howard Hughes'un Hell's Angels gibi.

Filmin senaryosunu Howard Hawks'ın öyküsünden Jules Furthman yazmış.

Barranca'ya demir atan yolcu gemisinden etrafı gezmek için inen Bonnie Lee iki Amerikan pilotla karşılaşır ve onların çalıştıkları Barranca Havayolları'na yolu düşer. Orada yöneticileri olan gözü pek pilot Geoff'la tanışır ve Geoff'un tüm katılığına ve maçoluğuna rağmen ona kısa sürede aşık olur. Bonnie gemisine binmez ve bu pilot grubuyla kalmaya başlar.

Cary Grant katı ve maço Geoff karakterini başarıyla canlandırırken film ilerledikçe karaktere ince bir hassasiyet katıyor - ki final sahnesinde bu açıkça görünüyor-. Jean Arthur ise Hawks'ın klasik güçlü, lafını esirgemeyen kadın karakterlerinden biri olan Bonnie Lee'yi oynuyor.

Yardımcı rollerde Thomas Mitchell (Kid) ve Richard Barthelmess(Bat) öne çıkan oyuncular. Ayrıca Dutch rolündeki Sig Ruman'ı ve henüz yıldız mertebesine ulaşmamış olan 21 yaşındaki Rita Hayworth'u da unutmayalım.

Yönetmen Howard Hawks gerilim ve atmosfer yaratmada başarılı olduğu kadar erkeklerden oluşan grupları ve onların aralarındaki bağları yansıtmada da gayet usta. Ayrıca havacılık geçmişinde edindiği tecrübe ve bilgileri de filmin detaylarına ekleyerek filmi daha gerçekçi ve zengin kılmış.

Bu arada uçakta nitrogliserin taşındığı sahneyi izleyince Wages of Fear'ı hatırlayıp onun uçakta geçen bir yeniden yapımını hayal etmediğimi söyleyemem:)

Filmin aydınlatması Hawks'ın istediği atmosferi başarıyla veriyor. Filmde birçok gece sahnesi var ve gölgelerin kullanımı/yaratımı başarılı ve dramatik açıdan etkili. Ayrıca gündüz uçuşundaki uçağın -dağların/tepelerin üzerinden geçerken- havadan görüntülendiği sahnedeki çekim hâlâ etkili ve güzel. Filmin görüntü yönetmeni Joseph Walker.

Filmin minyatür olarak çekilmiş gece uçuşu ve uçak kazası sahneleri de çok başarılı. Ayrıca uçağın hasta almak için tepeye indiği sahnedeki tehlike hissini arttırmak için düzlüğün sonuna yamaç resmi (matte painting) eklenerek yapılan matte çekim de çok başarılı; öyle ki dikkatli bakmazsanız farketmeyebilirsiniz bile. Filmin Oscar'a aday olan görsel efekt çekimlerinin sahibi Roy Davidson. Ayrıca filmin ses efektleri de gayet başarılı ve En İyi Efektler dalında(o yıllarda görsel ve ses efektleri ödülü tek ödül) sesçi Edwin C. Hahn Akademi Ödülüne aday gösterilmiş.

İlgilisine...